Yahudi-Hıristiyan diyalogu ve sistemin teolojik enstrümanı…-Nadim Macit
Yahudi-Hıristiyan Diyalogu, her iki dinin gelecek tasavvuru açısından küresel sistemin teolojik boyutu olarak okunmaktadır. Kimlik, kutsal kitap, kutsal mekân ve dini hoşgörü çerçevesinde tartışmalara ve teo-politik kırılmalara konu olan iki dini geleneğin yeniden ittifakı, dünya imparatorluğunu kurma projesinin bir parçası sayılmaktadır. Bunun ilk temeli, 1933-1945 tarihleri arasında Hıristiyan-Yahudi diyalogu başlığı altında yapılan çalışmalarla atılmıştır. İki kutuplu dünya-sisteminde din karşıtı görülen SSCB bloğuna karşı ‘kutsal cephe’ oluşturma politikası devreye sokulmuş ve teolojik gerekçesi şöyle ifade edilmiştir: “Yahudilik kurtuluşun yıldızı, Hıristiyanlık bu yıldızın ışıklarıdır.”(1)
Bu teolojik ittifakın politik gerekçesi ise şöyle ifade edilmiştir: Faşizm ve Marksizm hastalıklı ideolojilerdir. İnsanlığın kurtuluşu için hastalıklı ideolojilere karşı mücadele etmek ilahi misyonun gereğidir.
Tek Dünya sistemine geçişle birlikte bu ittifakın yeni ötekisi yine ‘hastalıklı düşünce olarak tanımlanan ve terörü beslediği iddia edilen’ İslâm coğrafyası olmuştur. Yeni öteki üzerine geliştirilen politik-stratejik modelin üzerine oturduğu esas: Küresel sistemin ekonomik ve politik hedeflerine uymayan sistemlerin ve din eksenli köktenci ve radikal hareketlerin tasfiye edilmesidir. Dinler Arası Diyalog/Medeniyetler Arası Diyalog ya da küresel sistemin parçası olmak: Söz konusu temel esası kabul etmek karşılığında kullanılır. Bu durumda hem diyalogun hem de küresel sistemin parçası olduğunu iddia eden ve bununla övünen siyasi iktidarın ve etrafında halkalanan dini-politik hareketlerin İsrail-Hamas arasında yaşanan olay karşısındaki tavırlarını nasıl yorumlamak gerekir? Bu sorunun cevabını bulmak için Yahudi-Hıristiyan Diyalogu, bu çerçevede alınan kararlar ve siyasi iktidarın ‘küresel sistemin’ parçası olmak ve diyalog içinde yer almak’ şeklinde özetledikleri görüşün üzerinde durmak önem arz etmektedir.
BEKLENEN GÜN
1962’de gerçekleştirilen II. Vatikan Konsili’nde söz konusu diyalog resmi seviyede ele alınmış, Vatikan anti-semitizmin her biçiminden dolayı üzüntülerini ifade etmiş, kendi Yahudi köklerini doğrulamış ve Tanrı ile İsrailoğulları arasındaki ahdin geçerliliğini vurgulamıştır. Bu anlayışa göre kilise; Tanrı’nın tüm insanları (Yahudi-Hıristiyan) tek bir ses olarak hedeflediği ve ona uyum içinde hizmet ettiği günü beklemektedir.(2) Tanrı’nın ‘tek bir ses olarak hedeflediği’ ve ‘ona uyum içinde hizmet ettiği’ şeklinde yer alan ifadelerle ‘beklenen gün’ dünya sistemi ideolojiyse örtüşen içeriğe sahiptir. Zaten Yahudi-Hıristiyan diyalogu Nostra Aetate adlı bildirgede şu ifadelerle yer alır: “Kilise; Mesih’in Kutsal Kitabı’nı dünyaya tebliğ eden havarilerin Yahudi insanlardan geldiğini hatırlar…Herkes şunu görmelidir ki, Yahudiler Mesih’in ruhuyla bağdaşmayan hiçbir şey öğretmiyorlar.”(3) Kilise, gayet açık bir şekilde Yahudiliği, Hıristiyanlığın şahidi kabul etmekte, hatta özde ikisinin aynı şey olduğunu söylemektedir.
Bu tarihten itibaren iki dini gelenek arasında yepyeni bir dönem başlamıştır. Nitekim Papa II. Jean Paul “Sonlandırılmamış Ahit” terimini tekrarlamış ve bu bakış açısı Piskoposların konferanslarında, sinodlar ve kilise komisyonlarındaki resmi bildirgelerde geniş bir yer bulmuştur. “Sonlandırılmamış Ahit” vurgusu hem Katolik hem de Protestan teoloji içerisinde Yahudilik teolojisiyle yenilenmiş bir temele başlangıç noktası olmuştur.(4) Bu görüş açıkça Tanrı’nın İsrailoğullarına ahdinin tamamlanmadığını ve ahdin Yeni Ahit’le değiştirilmediğini ilan eder. Böyle bir kabulün Tanrı tasavvuru, evrensellik-yerellik, insanlığın geleceği ve dünyanın seyri gibi teolojik tartışmalara açık olduğu ortadadır.
Ne var ki diyalog meselesi, bu konulardan daha çok dünyanın geleceğinde iki dini geleneğin köklerine dayalı olarak birbirine muhtaç oldukları noktasında düğümlenmekte ve bu alanda ortaya çıkması muhtemel olan sorunları gidermek esas alınmaktadır. Nitekim Kardinal Casper şöyle der: “Yahudi ve Hıristiyanlar farklı, fakat kendi bireysel kimlikleri uğruna diğerine bağımlıdırlar. Onlar aynı ataya/İbrahim’e sahip iki kardeş gibidirler. Yabancılaşmış ve birbirine düşman kardeş olabilirler. Bu sıklıkla yaşanan bir olgudur. Yeniden keşfetme ve yeniden birleşme çabası henüz başlangıç noktasındadır. Dolayısıyla bu birleşme, yeniden düşünme ve geriye yönelik pişmanlık duymadan gerçekleşemez.(5) Öyleyse bu noktada yapılması gereken, Yahudi ve Hıristiyanların birbirine bağımlı, ancak ortak hedeflerini gerçekleştirmek için tarih içindeki gerilimleri ve ayrışmaları ortadan kaldıracak ortak hedefte buluşmasıdır. Hıristiyan ve Yahudiler omuz omuza durmalı, kendilerini adalete, barışa ve birbirlerini iyiliğe sevk etmelidirler.”(6)
BULUŞMANIN KOŞULLARI
İki dini geleneğin buluşması ve tarihi tasavvurun gerçekleşmesi için batı tarihinde Yahudilere karşı işlenen cürümlerden kilisenin özür dilemesi şart koşulur. Papa II. Jean Paul, 2000 yılı kutlamaları içerisinde iki önemli faaliyeti gerçekleştirir:
Birincisi; 12 Mart 2000’de St. Peter Kilisesi’ni ziyaret ederek özür beyan eder ve bağışlama töreni düzenler. Papa, bu tavrını şöyle açıklar: “Ayrıca herhangi bir insana yöneltilen her türlü zulmü reddeden kilise, Yahudilerle paylaştığı mirasın farkında olarak ve politik sebeplerle değil, İncil’in ruhanî sevgisiyle hareket ederek onlara karşı her hangi bir yerde ve zamanda yöneltilen kini, zulmü ve antisemitik tutumları kınar.”(7)
İkincisi; Papa II. Jean Paul, Yad Veshem’i, Süleyman Mabedi’nin ağlama duvarını ziyaret etmiştir. Bu iki olay Hıristiyan-Yahudi diyalogunu tahkim etmekle kalmaz, dünyanın yeni bir sürece girdiğini gösterir. Diğer bir deyişle bu iki olay Yahudi ve Hıristiyanların beraberce yeni bir gelecek inşa etmelerine bir çağrıdır. Bu özür, her ne kadar politik nedenlere dönük bir anlam taşısa da, “insanlığın kurtuluşunda Yahudilerin rol alacağına” ilişkin inancın önemli bir etken olduğu unutulmamalıdır. İnsanlığın kurtuluşunda Yahudilerin rol alacağını, Tanrı Ahdi Akit/Tevrat vasıtasıyla duyurmuştur.
II. Vatikan konsilinden hemen sonra uluslararası Katolik-Musevi İşbirliği Komitesi ile Vatikan Komisyonu (IJCIC) arasındaki ilişkilerde yoğun bir ilerleme olmuştur. 1980’nin sonlarına doğru Katolik-Musevi diyalogunda bazı engeller ortaya çıktı. Kriz baş gösterdi. Ne var ki Başbakan Waldheim’in Vatikan’a ziyareti, çıkan krizle ilgili sorunları giderdi. 1990’ın başlarında IJCIC başkanı tarafından gönderilen bir grupla Yahudi temsilciler bir çıkmaza girmeksizin Prag’da uluslararası Hıristiyan-Yahudi uzlaşma komitesinin toplanmasını kararlaştırır. Komisyon tarafından ortak metin oluşturulur.(8) Diyebiliriz ki Prag’da yapılan toplantı, diyalogun yeniden başlaması ve teolojik gerekçelerin politik dile döküldüğü tarihi işaretler. Nitekim daha sonraki buluşmalarda iki iman topluluğu dünyayı ilgilendiren bazı sorunlar üzerinde durmuşlardır. Üzerinde düşünülen temel soru şudur: Birlikte, içinde yaşadığımız dünyaya ne sağlayabiliriz. Diğer bir deyişle; günümüz dünyasının ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde iki inanç topluluğunun birlikte yapabileceği işler nelerdir?
İki soru etrafında dile getirilen konular şunlardır;
• İnsan hakları, özgürlük ve saygınlıktan yoksun yerlerde bunları inşa etmek ilk amaç olmalıdır.
• Çevrenin sorumlu bir şekilde yönetilmesi bilincinin oluşmasına katkı sağlanmalıdır.
• 1994’de Kudüs’te gerçekleştirilecek toplantıda aile konusunda ortak bildirge yayınlanmalıdır. (Daha sonra bu bildirge yayınlanmıştır.)
• Bütün bunları gerçekleştirmek için Vatikan-İsrail hükümeti arasında diplomatik ilişkiler kurulmalı ve iki kurumun Yahudi düşmanlığına, ırkçılığa ve dini hoşgörüsüzlüğün bütün biçimlerine karşı mücadele etmesi sağlanmalıdır.(9)
II. Jean Paul Yahudi-Hıristiyan diyalogunu yakından ilerleten önemli bir temsilci olmuştur. Nitekim II. Jean Paul 23 Mart 2000 tarihinde Hechal Shloma’da Yahudi-Hıristiyan diyaloguyla ilgili şöyle der: Bizim sahip olduğumuz çok ortak şey var. Barış, adalet, insancıl ve kardeş bir dünya için birlikte yapabileceğimiz çok şey var. Cennetin ve dünyanın Tanrısı hepimizin iyiliği için bizleri, karşılıklı saygı ve diyalogun olduğu yeni ve bereketli bir çağa yönlendirecektir.”(10) Yeni ve bereketli bir çağa giriş müjdesi ile üzerinde durulan konular arasındaki bağ iyi düşünülürse, Soğuk Savaş sonrası dünyanın/küresel sistemin ne anlama geldiği netleşir.
II. Jean Paul Yahudi-Hıristiyan diyalogunu şu ifadelerle kutsar: Yeni dönemde Hıristiyan ve Yahudiler, İbrahim imanının örneğinde yürüyeceklerdir. Bu iki iman grubu, Tanrı’nın insanlığa bir inayetidir. İki iman topluluğunu bekleyen ortak görev; kendilerinin Tanrı tarafından insanlığa bahşedilen lütuf olduğuna inanmalarıdır. Ratzinger bu teo-politik vizyonu şu ifadelerle teyit eder: Şu aşikâr ki, Hıristiyanlar olarak Yahudilerle olan diyalogumuz, diğer dinlerle olan ilişkilerimizden farklı bir şekilde inşa edilmiştir. Tevrat’ın tanıklık ettiği iman, bizim için sadece farklı bir din değil, bizim kendi imanımızın temelidir. (11)
Teolojik kökler ve iki dinin gelecek tasavvuru etrafında şekillenen verilerin tümü, küresel sistemin teo-politik boyutunu teşkil eder.
ÇÖKÜŞ VE TEKNİK CEHALET
Ülkemizdeki, diyalog üzerinden ‘küresel sistemin parçası olmalıyız’ ifadesi, söz konusu teo-politik vizyonla buluşur. Bu nedenle hem Vatikan’ın hem de en genel anlamıyla batılı merkezi devletlerin anılan vizyona uygun din-politik ağ inşa etme faaliyeti ‘küresel sistemi’ gerçekleştirme politikasından başka bir şey değildir. Siyasi iktidar ve bunun etrafında yer alan dini-politik cemaatler, anılan projenin içinde yer aldıkları halde İsrail-Hamas arasındaki çatışma ve özellikle İsrail’in masum insanları hedef aldığı olayda sergiledikleri tavır arasında derin bir çelişki yatmaktadır. Küresel sistemi inşa eden düşünce kuruluşlarına göre: Dinler Arası Diyalog projesinin içinde yer almak ve küresel sistemin parçası olmak demek: İslam coğrafyasındaki bütün radikal hareketleri tasfiye etmek ve küresel hedeflere uygun bir ağ inşa etmek ve yüceltmektir. Ve bu birçok rapor ve yazılı belgede açıkça dile getirilmektedir. Yazılı ve sözlü ittifak anılan çizgiler etrafında şekillendiği için hem batılı devletler hem de küresel sistemin ‘yaralı parçası’ diyebileceğimiz İslam coğrafyasındaki devletler sessiz kalmışlardır. Buna karşın ‘stratejik müttefik modunda yer aldığını söyleyen’ Türkiye sesini yükselmiştir.
Yukarıdaki tabloya göre söz konusu çelişkiyi nasıl yorumlamak gerekir: Her şeyden önce bu çelişkili vizyon, siyasi ve fikri duruşun bir yüzünün sahte olduğunu gösterir. Ya tepki gerçek ‘stratejik müttefik’ tezi sahte, ya da ‘stratejik müttefik tezi gerçek, tepki sahtedir. Eğer bu bir anlaşmanın gereği, yani ikincisi doğru ise Filistin konusunda duyarlılık gösteren kesimin fena halde aldatıldığı ve tepkinin iç politikaya dönük olduğu sonucu çıkar. Dolayısıyla siyasi iktidarın tepkisinin insani değil, siyasi olduğu anlaşılır. Musevi kuruluşlardan doğrudan Başbakan’a gönderilen mektup da bunun bir parçası olarak okunabilir. Yok, eğer siyasi iktidarın tepkisi ve Musevi düşünce kuruluşlarının mektupta belirttikleri kaygılar samimi ise, yani birinci tez doğru ise şu ana kadar sürekli dile getirilen ‘diyalog ve küresel sistemin parçası olmak iddiası’ çökmüştür. Elbette ki her iki çıkarım da netleştirmeye muhtaçtır. Şayet iki çıkarım da geçersiz ise siyasi iktidarın ve etrafında yer alan dini-politik kesimlerin fikri ve siyasi duruşlarını: Teknik cehalet olarak tanımlamak mümkündür.
Dipnotlar:
1- Peter Sonder, Osten Sacken, Christian-Jewish Dialogue Thelogical Foundation, Philadelphia: 1986, 7.
2- Cardinal walter Casper, “The Meaning of Covenant In Judaism; Christianity and Jewish-Christian-Relations”, Centre fort he Study of Jewish-Christian Relations, Cambridge: 2004, 14.
3- Papa VI. Jean Paul (1965:4) “Nostra Aetate: Declaration On The Relation Of The Church to Non-Christian Religions” , (28 Ekim 1965)
4- Kenan Has ( 2007: 43) “Ahit Ekseninde Yahudi-Hıristiyan Diyalogu Üzerine Bir Deneme”, Jeopolitik, (Ocak 2007; Sayı: 36)
5- Cardinal Walter Casper (2004: 20)
6- Cardinal Walter Casper (2004: 21)
7- Papa VI. Jean Paul (1965: 4) “Nostra Aetate”
8- Edward Idris Cardinal Cassidy, “Jewish-Catholic Relations 1990 To 2001”, The International Catholic-Jewish Liasion Comittee, New York: 2001, 17.
9- Joseph Ratzinger, “Abraham’s Heritage a Christian Gift”, L’osservatore Romano, (29 Aralık 2000)
10- Cardinal Cassidy (2001)
11- J. Ratzinger (29 Aralık 2000).












Lütfen konuyu yorumlayın!