Vatanın Bütünlüğü, Ulusun Bağımsızlığı… - Metin Kale
“Hangi istiklal vardır ki, yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir.” Atatürk
Her şey İzmir’in işgaliyle daha doğrusu, Mondros Mütarekesi’nin haksız ve adaletsiz uygulamaları ile başlamıştı. Bu durumu Mustafa Kemal’den dinleyelim: “İzmir’in Yunan askerlerince işgali olayı, yakından temasta bulunduğum ulusun ve ordunun kalbini tasavvur edilemez ve anlatılamaz kertede kanatmıştır.”
Mustafa Kemal, Samsun’a hareketinden bir gün önce İstanbul’da 15 Mayıs 1919 günü, Ruşen Eşref’le otomobille Beyoğlu’nda giderlerken işgal askerlerini kastederek “Hele bir Anadolu’ya geçeyim, görürsünüz” diyordu.
Osmanlı Devleti’nin temelleri yıkılmış, ömrü tamamlanmıştır. Ülke tamamen parçalanmış ve ortada bir avuç Türk’ün barındığı bir ata yurdu kalmıştır. Devlet, padişah, halife ve hükümet artık bunların hiçbirinin anlamı kalmamıştır.
Ortada sadece, halkın iradesine karşı gelen iç düşman ile ülkeyi bir baştan bir başa işgal etmiş olan dış düşmanlar vardır. Ciddi ve gerçek bir karar alma zamanı gelmiştir. Bu durumu kendisi şöyle ifade eder: “Bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da, ulusal egemenliğe dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak…”
Mustafa Kemal’in, daha İstanbul’dan çıkmadan önce düşündüğü ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulanmasına başladığı karar, bu karar olmuştur. Mustafa Kemal bu yolculuğa çıkarken yorgundu, hatta biraz da kızgındı, ama asla bezgin değildi. Bütün olumsuzluklara karşın Osmanlı Devleti’nin yıkıntısı altında “Türk ulusunun yok olmasını önlemeyi namus ve vicdan görevi” biliyordu.
Ancak Vahdettin ve onun hükümetlerindeki egemen düşünce ise, “Mustafa Kemal’i İstanbul’dan uzaklaştırmak ve Anadolu dağlarına atıp orada çürütmektir”. Bir taraftan işgal kuvvetleri komutanı Amiral Carlhorpe hükümete baskı yaparak Mustafa Kemal’in derhal geri çağrılmasını isteyip “Aksi halde vahim sonuçlar doğabilir” diye tehdit ederken bir taraftan da İstanbul hükümeti geri çağırıyordu. O ise, geri gelmesini isteyenlere, “Milli tezahüratı önlemek ve engellemek için nefsimde ve hiç kimsede kudret ve takat göremiyorum” diyerek karşı çıkıyordu. Daha Havza’da iken halka şunları söyler: “Hiçbir zaman umutsuz olmayacağız. Ülkeyi kurtaracağız. Bizi öldürmek değil, diri diri gömmek istiyorlar.” İşte bu günlerde, 12 Haziran’da Havza’dan Amasya’ya geldi ve burada Anadolu toprağında ilk defa halka bütün açıklığıyla şöyle seslendi: “Padişah ve hükümet, İtilaf Devletleri’nin elinde esirdir. Memleket elden gitmek üzeredir. Bu kötü vaziyete çare bulmak için sizlerle işbirliği yapmaya geldim.” Mücadeleye bu düşünce ve bu ruhla başlayacaktır.
Bu, esirliği reddeden taptaze bir ruhtur. Amasya’da girişimini kişisel olmaktan çıkarıp ulusa ve orduya maletmek düşüncesindedir. Burada mücadelenin esaslarını saptayarak ilgililere duyurmak amacıyla bir genelge hazırlamaya koyulmuştur.
Genelgenin esasları
Ulusal Kurtuluş hareketinin gelişmesinde Amasya’nın önemli bir yeri vardır. Amasya’da Rauf Bey, Ali Fuat Paşa ve Refet Paşa’yla bir araya gelerek Ulusal Kurtuluş (Milli Mücadele) tarihine Amasya Genelgesi adıyla geçen ünlü 22 Haziran 1919 tarihli genelgeyi yayımlar. Ulusal Kurtuluş’un esasları ilk kez burada bir ilkeler belgesi haline getirilmiştir. Bu tarihi genelgenin başlıca esasları şunlardır: “Vatanın bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir. Ulusun bağımsızlığını yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır. Milletin sesini dünyaya duyurmak ve kaderini tayin etmek için her türlü tesir ve denetimden uzak bir milli kongrenin toplanması şarttır. Bu kongre Anadolu’nun her bakımdan en emin yeri olan Sıvas’ta süratle toplanmalıdır.”
Anadolu İhtilali’nin en önemli dönemeç noktasını oluşturan bu kararlarla artık Anadolu İhtilali’nin başladığı dile getirilmek istenmiştir. Aynı zamanda yine bu kararlarla Mustafa Kemal’in siyasal önderliği ve karizmatik liderliği de başlamıştır.
Bu anlayışla Erzurum’a gelen Mustafa Kemal 8 Temmuz günü, ulusun bağrında bir birey olarak çalışmak üzere çok sevdiği askerlikten ve müfettişlik görevinden istifa eder. İstifaya rağmen mücadelenin lideri yine odur. Çünkü onun liderliği rekabete açık olmayan, tartışmasız ve doğal bir liderliktir.
Toplanan Erzurum Kongresi’nden ulusal egemenlik ilkesini benimseyen bir karar çıkarır. Bu ilke kararı, ulusal güçleri etken ve ulusal iradeyi egemen kılmak biçiminde dile getiriliyordu. Bu karar, Ulusal Kurtuluş’un bundan sonraki bütün aşamalarında kılavuzluk edecektir.
Mustafa Kemal bununla da kalmayıp bu kongreyi yerel ve sınırlı olmaktan çıkarıp ülke çapında, yurdun ve ulusun kurtuluşu yönünde yaşamsal kararlar alacak büyük bir ulusal olaya dönüştürmeyi başaracaktır.
Daha sonra Sıvas’ta, tarihe Türk Rönesansı ve Kurtuluş Kongresi olarak geçecek olan kongreyi toplar, genel ve ulusal nitelikteki bu kongrede, yurdun bütünlüğünü ve ulusun birliğini kurtarmak için ulusun iradesini egemen kılmak kararı alınır. Sıvas Kongresi Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni ve onun yürütme organı olan Heyet-i Temsiliye’yi doğurur. Heyeti Temsiliye dönemi ise bir nevi öncü devlet dönemi olmuştur.
Gençliği, genç subaylığı ve büyük savaş yıllarından beri zihninde oluşturduğu büyük idealini, Samsun ve Amasya’dan başlayıp, Ankara’da en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyeti ile noktalayan ve bütün yönleriyle aklı esaretten, bağnazlıktan ve dogmalardan kurtarıp, hayatın adeta kılavuzu yaparak Türk Aydınlanmasını yaratan Mustafa Kemal, bu mücadelesini, bütün tarihi boyunca bağımsızlık ve özgürlüğe sembol olmuş Türk ulusuyla beraber bir Anadolu kilimi dokur gibi dokuyarak gerçekleştirmiştir.
Özet: Amasya Kararları Mustafa Kemal’in ve halkın bir şahlanma kararıdır. Padişah ve hükümetinin tutumunun tersine ulusu, Millet Meclisi yoluyla kaderine sahip kılmayı öngören ve Cumhuriyetin kuruluşuna kadar varacak bir karardır. Böylece kongreler ve Millet Meclisi yönetimi yolu açılmıştır. Buna karar verenler ve katılanlar, sözü, ulusun kendisine bırakmak yolunu seçmiş askerlerdir.










(4 kişi oyladı, ortalama: 4.00 5)
Lütfen konuyu yorumlayın!