Tarihte 18 ve 21 Mart-Perihan Ergun
Siyasi, ekonomik, toplumsal sorunların karabasanlarına karşın 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 94. yılını tekrar gururla yaşadık. Ulusumuzun en yüce destanı saydığım bu zaferin en önemli niteliği de Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal’i bizlere armağan edişidir. Kişisel olarak bana da öğretmenliğim süresince öğrencilerimle birlikte kültürel çalışmalarımızda içime sindirdiğim mutlu anıları yaşatmasıdır. Öğrencilerim sıklıkla,“Öğretmenim, her yıl hiç aksatmadan neden 18 Mart’la – 10 Kasım’ı hep önde tutarak yaptırıyorsunuz” diye sorduklarında, çünkü; bu iki tarihi olay sizlerin bugün varoluş nedeninizdir diye açıkladığımda çok heyecan ve gururla çalışmalarını sürdürürlerdi. Ders dışı çalışmalarımızda lise son sınıfların sınavları bittikten sonra onları uğurlamadan önce mutlaka yurdumuzu tanıtma gezisine çıkarırdım.
***
Bu gezinin başlangıcı Trakya yöresinden başlar, önce Namık Kemal’in Tekirdağ’daki gömütünü ziyaretten sonra Çanakkale’ye yönelinirdi. Gelibolu Yarımadası doğrultusunda ilerlerken, tepeye yazılmış olan –Çanakkale Geçilmez- komutunun üzerinde süngüsüyle dimdik duran o topraklar için can vermiş olan “Mehmetçik” heykeli, çocuklarımın gözlerinde huşuyla gururu yansıtırdı. Devamla Şehitlik, Seddülbahir ve diğerleri görülüp öğrenildikten sonra bir gece Otel Dardanel’de kalınıp Anadolu yakasından İzmir’e doğru yöre tanıtılarak yola devam edilirdi.
O tarihlerde Kadife Kale ile Hava Şehitliği’ne rahatlıkla gidilir, kale altındaki kır gazinolarında güzel İzmirimin körfezi de çay keyfiyle seyredilirdi. Hatta bir keresinde 12 Eylül’ün yasaklı günlerine karşın Donanma Komutanlığı’nın da katkılarıyla Bodrum’un Karatoprak “Turgutreis” mahallinde büyük Türk amiralinin büstünü, sahildeki gömütünün önünde oluşmuş bulunan kayalık üstüne dikmenin mutluluğunu da yaşamıştık. Bir de gene böyle bir gezide şaşkınlık ve üzüntüyle yaşadığım bir olaya değinmeden geçemeyeceğim. Şişli’nin özel liselerinden birinde görevliyken yine böyle bir tanıtım gezisinde önce Konya’da Hz. Mevlana’yı ziyaret edip tarihi bilgiler verildikten sonra başkente yöneldik. Gruptaki bir öğrencim de merhum Bülent Ecevit’in yakınıydı. Akşam onu evlerine götürme izni için otele geldiklerinde, benimle birlikte tüm öğrenciler kendisini heyecanla karşılamıştı. Onunla yani Karaoğlan’la ilk mutlu tanışmamız da böyle olmuştu.
Ertesi sabah ilk işimiz hemen Anıtkabir’i ziyaretti. Saygı duruşu için mabede girdiğimizde babası o günlerin AP’den milletvekili olan bir öğrencim sessizliği bozarak altın nakışlı işlemeleri ilk kez görmenin şaşkınlığıyla sorular yağdırıyordu. Devamında da babasının onu buraya hiç getirip göstermeyişinin utancını hayıflanarak yaşıyordu. Doğrusu ya çocuğa belli etmeden TBMM’de koltuk kapan birinin oğluna bile Cumhuriyetimizin kurucusunu tanıtmak gereğini duymayan bu adamın seçmenlerine hayrının ne olacağını üzülerek düşünmekten kendimi alamamıştım…
***
Nevruz… 21 Mart’ın öyküsü 1500 yıl önce Sümerlerin mitolojik tarihiyle başlıyor. Ana Kraliçe’nin sevgilisi ölüp toprak olduktan sonra baharda Yer Tanrıçası’nın onun üzerine su serpmesiyle canlanan bitkilerle çiçeklerin arasından 21 Mart’ta dirilip çıkmış. Mitoloji’ye göre çeşitli toplulukların ortaya çıkışı da hep 21 Mart’tadır. Örneğin; Doğu Asya’da yenilgiye uğrayan Türkler Ergenekon’un kayaları arasına sığınarak yaşamlarını sürdürürler. Efsaneye göre bir süre sonra çoğalarak oraya sığamayınca, büyük ateşler yakarak dağın demirini eritip çıkışı 21 Mart’ta sağlayarak Orta Asya’ya şenliklerle dağılırlar. Şu anda Türki devletler bir haftalık resmi tatillerle meydanlarda Nevruz’u şenliklerle kutluyorlar. Gene mitolojiye göre Anadolu’nun yerli halkları Hatti ve Hititler toprağın uyanışıyla yeşermesini Mart 21’e bağlarlar. Ege ve Toroslar’ın yörükleri de Nevruz’u o günlerdekine benzeyen töreleriyle kutlarlar. Kürt inançlarına göre de Mezopotamya’da Asurluların kanlı kralı onları kıyıma kalkışınca demircileri KAVA öfkeyle çekicini sallayarak, kralın sarayını 21 Mart’ta yerle bir eder. Dağlarda ateşler yakılarak bu zafer şenliklerle kutlanır. Bugün de Nevruz’larını bölücü siyasetlerine araç etmeden kutlasalar olmaz mı? İÖ 487’de Pers Kralı Büyük Daryüs Nevruz’u Persepolis’teki sarayında kutlarmış. İranlıların resmi bayramları bu inançla devam ediyor.
***
Kutsal kitaplara göre Tanrı Adem’i 21 Mart’ta yaratmış, Nuh’un gemisini de bu tarihte kurtarmış. İslama göre Hz. Ali’nin 21 Mart’ta halife olduğuna inanılır… Alevilere göre de 21 Mart’ta doğmuştur. Bu inançla ateşler yakılarak doğumu kutlanır. Hıristiyanlara göre de Mart 21 İsa’nın yeniden doğuş günüdür. Paskalya yortuları da bu kutsal günün devamıdır.
Aklımın erdiği günden beri evimizde 21 Mart gecesi soframız bayram göreneklerinde olduğu gibi donatılır. Yedi levin denilen yedi çeşit çerez ve tatlılar bu donanıma eşlik eder. Büyükannemden dinlediklerime göre Kafkaslar’ın Şahı Cemşit 21 Mart sabahı atıyla güneş doğarken tepelerde seyirtirken yüzüne vuran çiçek kokulu bahar rüzgârının esrikliğiyle “İşte Nevruz-Yeni Gün” diye avaz etmiş, kutlamalarımızın anlamı da buymuş. Ben hâlâ bu töreyi çocuklarım ve torunlarımla sürdürüyorum. Geleceğin Türkiyesi’nde de yaşadığımız şu sıkıntılı, karanlık günlerin Nevruz’un aydınlıklarıyla ışımasını diliyorum…












Lütfen konuyu yorumlayın!