Kemalizm’in Yorulmaz Militanı-Özgür Anafartalar
Hocamız!
O;
Her şeyden öte bizim arkadaşımız, yoldaşımız, babamızdı…
O;
Sıradan bir öğretim üyesinden,
Sıradan bir dernek başkanından,
Sıradan bir insandan daha öte, daha ileri…
Öğrencilerine ve dâvâ arkadaşlarına sürekli örnek olan bir önder;
Ufkun ötesini Mustafa Kemal gözlüğüyle gören militan bir Kemalist;
Kalpaksız bir Kuvayi Milliyeci, tam bağımsızlıktan yana olan bir yurtseverdi.
O;
21. Yüzyılın emperyalist soytarılarına ve ajanlarına karşı hep dik durdu…
O;
Türkiye Cumhuriyeti’nin direnç noktalarını hedef alan emperyalist ajanların, yurdumuzda pervasızca cirit atmalarına izin verenlere öfkeyle dedi ki:
“80 yıl önce yedikleri şamarın acısını unutamayan, sindiremeyen emperyalist güçler, bugün Türk Ulusunun karşısına küreselleşme yalanları, AB çıkmazları, IMF dayatmaları ile çıkıp, yanlarına yeni Ali Kemalleri; yani numaracı Cumhuriyetçileri; Damat Feritleri; yani AB treni çığırtkanlarını, etnik bölücüleri ve kökten dincileri de alarak, Sevr ruhunu yeniden canlandırmaya çalışmaktadırlar.
Emperyalist güçler ve yerli işbirlikçileri, altında Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Ulusu’nun imzası bulunan hangi ulusal yapıt varsa tek tek çökertmekte ve yabancılara peşkeş çekmektedir.
Brüksel’den kalkan uçaklar nedense hep Diyarbakır’a iniyor. Uçaktan inen bu “herze”ler Türkiye coğrafyasını etnik yapılara göre adlandırıyorlar; nevruz kutlamalarına katılıyorlar; yerel giysiler giyinip yeşil kırmızı bayraklar sallayarak “biji apo” diye bağırıyorlar. Bağırsınlar, demokrasi var. Acı olan bu “herze”leri Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi kurumları “Devlet Protokolü” ile karşılıyor; hediyeler sunuyor. Avrupa Birliği’ne gireceğiz ya?! Yazıklar olsun, yazıklar olsun, yazıklar olsun…”
Türk Devleti’nin içinde bulunduğu acziyete ve onu aciz duruma düşürenlere:
“Günümüzün Damat Feritler’i Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi ve güzel bir kenti olan, yiğit ve güzel insanların harmanlandığı Diyarbakır’ı nedense Türkiye Cumhuriyeti’nin değil de “Ortadoğu’nun yıldız kenti” yapmak istiyor. Bu ne anlama geliyor? Hâlâ anlamış değiliz. Yazıklar olsun, yazıklar olsun, yazıklar olsun…” diyerek dile getirdi.
O;
Sevr paçavrasını yeniden ve güncelleştirerek Türkiye Cumhuriyeti’nin önüne koyan parlamenterlere ve bu parlamenterlere ses çıkarmayan etkili ve yetkili kişilere öfkeyle ve nefretle;
“Türkiye, Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’ün yırtıp attığı Sevr’i kabul ederse, Türkiye Cumhuriyeti, diye bir ülke ortada kalır mı? Bu ülkenin sözde aydınları susuyor, akademisyenleri susuyor, sözde siyasi erki susuyor; herkes susuyor. Yazıklar olsun, yazıklar olsun, yazıklar olsun…” diye bağırmış…
O;
Ülkemizdeki ve bölgemizdeki temel sorunun kaynağının Avrupa Birliği ve Batı olduğunu “Türkiye’ye ve onun kurucusu Büyük Atatürk’e dil uzatan, saldıran bugünkü batılı emperyalist ülkelerin “fitne, fesat ve şer ocağı” AB, dün bütün dünyayı iliklerine kadar sömürerek yer yuvarlağındaki birçok halkı soykırımdan geçirip yok etmiştir. Bugün AB adı altında toplanan emperyalist güç odakları silah üretiminde dünyada birinci sıraya yerleşmiştir. Bu silahları satabilmek için dünyanın yoksul halklarını birbirine düşürmekte, kırdırmakta ve kendilerine pazar yaratmaktadırlar. Bunun için ajanları, insan hakları ve demokrasi savunuculuğu, adı altında sık sık bölgemizde dolaşmakta ve insanlarımızı birbirine düşürerek düşman yapmak istemektedirler. Bölge insanımız teknoloji kullanan bu ilkellerin ve insanlık düşmanı barbarların oyununa gelmeyecektir; bugün Bürüksel’den, Vaşington’dan, Londra’dan, Telaviv’den ve Vatikan’dan beslenenler, Türkiye Cumhuriyeti topraklarında rahatça dolaşmakta; Türkiye Cumhuriyeti’nin direnç taşları bağlanmak istenmektedir. İçte ve dışta Atatürk, Cumhuriyet, uygarlık, çağdaşlık, aydınlanma düşmanları şunu iyi bilsinler ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağlamak istedikleri taşları harekete geçerse kimin altında kalacağını bugünden yarına hiç kimse bilemez, kestiremez ve hesap edemez. Karen Foglar, Günter Verhugenler, Kılodyo Rotlar, Kıris Patenler ve onların içerideki uzantıları ve işbirlikçileri Türkiye Cumhuriyeti’nin Müdafaa-i Hukuk ve Kuvayi Milliye ruhunu unutmasınlar.” diyerek halkını uyarma görevini yerine getirmiş.
O;
Emperyalistlerin güdümünde Kıbrıs’ı pazarlayanlara, Türk ekonomisini çökertenlere, Cumhuriyet’in kazanımlarını özelleştirme adı altında çok uluslu şirketlere peşkeş çekenlere, sosyal adaleti yaralayıp halkı yokluğa, yoksulluğa, işsizliğe ve açlığa tutsak edenlere,” kahramanlığın, onurun, yurtseverliğin ve tam bağımsızlıkçı düşüncenin ölümsüz örneklerini vererek; Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını; Türk Ulusu’nun birlik ve bütünlüğünü; Atatürk’ün tam bağımsızlık anlayışını; Atatürk’ün İlkelerini ve Cumhuriyet Devrimleri’ni, aydınlanmayı, laikliği ve çağdaşlığı savunmuş…
O;
Komşumuz Irak’ın A.B.D. tarafından özgürlük, demokrasi ve insan hakları getirme adı altında işgal edilmesine karşı: ” Amerika Birleşik Devletleri henüz “devlet olma bilinci”ne erişmemiş kovboyların yönettiği yasa, yönetmelik ve etik değerler gütmeyen ve gözetmeyen ilkel insanlar topluluğudur,” diyerek tepkisini dile getirmiş.
O;
Komşumuz Irak’ın kuzeyinde bulunan 11 irtibat subayımızın A.B.D’nin şeref yoksunu askerleri tarafından en aşağılık şekilde başlarına çuval geçirilmek suretiyle esir edilmelerine: “Amerika Birleşik Devletleri, şunu çok iyi bilsin ki esir almış olduğu 11 Türk askeri, “Bağımsızlık ve özgürlük benim karakterimdir”, “Ya istiklal ya ölüm,” diyen Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’ ün askerleridir. Mustafa Kemal’in askerleri savaşır, yener, yenilir; şehit olur, gâzi olur; ancak asla esir alınmaz ve esir olmaz! Türk askerini esir almak cüretini gösterenler, Türk Ulusu’nun 5 bin yıllık tarihine iyi baksınlar. Oralarda Çanakkale Destanlarını, Sakaryaları, Dumlupınarları görürler. Amerikan emperyalist güçleri ağabeyleri olan İngiliz emperyalist güçlerinin Kurtuluş Savaşı’nda başlarına gelenleri hiç unutmasınlar.1919′da bir tek Mustafa Kemal Atatürk vardı; bugün 70 milyon Atatürk vardır,” demiş…
O;
“Milliyetçiliği/ulusalcılığı” Türkiye’nin yeni tehdit algılaması olarak gören aymazlara,
“Ağızlarından “demokrasi, insan hakları, özgürlük” sözcüklerini düşürmeyen iç ve dış odakların bu vatan evlatlarının genç yaşlarında toprağa düşmeleri karşısında neler söyleyeceklerini Yüce Türk Ulusu bilmektedir; ancak bugün “milliyetçiliği/ulusalcılığı” Türkiye’nin yeni tehdit algılaması olarak gören aymazlara, sapkınlara ve hainlere Yüzbaşı Hasan Hatıl, Astsubay Faruk Kaya ve Astsubay Cengiz Gülcü, Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve silah arkadaşlarının canları pahasına kurdukları Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bekâsı ve Yüce Türk Ulusu’nun geleceği için canlarını feda ederek gereken yanıtı vermişlerdir,” diyerek yok edilmeye ve nerde görülürse eleştirilmeye çalışılan Türk milliyetçiliğini, antiemperyalist bir bilinçle ve devrimci bir kimlikle savunmuş…
O;
Belki de yoksulluktan gelmenin etkisiyle “köy” diyordu…
“Köylü” diyordu…
Yoksul çocuklar… Öksüz çocuklar diyordu…
O;
Vatan diyordu…
Cumhuriyet diyordu…
Halk diyordu, halkçılık diyordu…
Ama…
Her şeyden öte “tam bağımsız Türkiye” diyordu…
Halkının hiç kimsenin boyunduruğu altında esir; hiç kimsenin yanında aç kalmamasını,
Türkiye’nin tarikatlara, din tacirlerine ve yobazlara kalmamasını istiyordu.
“Mutlaka olacak, olmalı” diyordu…
O;
“Bu ülkenin zeki gençlerini yıllar yılı sol-sağ, Türk-Kürt, Alevi-Sünni kavgalarında toprağa düşürdüler, bundan ders almak da, bunun hesabını sormak da anti-emperyalist ve devrimci kimlikle yetişmiş geleceğin Kemalist gençlerine düşmektedir…” diyerek Türkiye’yi geleceğe taşıyacak gençlere seslenmiştir.
O;
Olmayanı, olması gerekeni yaşıyor ve bizlere yaşatmaya çalışıyordu. Kemalizm’i yaşıyordu. Ve “okuyun” diyordu. “Okumazsak ve yazmazsak yokuz!” diyordu.
Kemalistleri, yurtseverleri ansızın yalnız bırakarak, yaşamındaki tek bencilliği yaparak sonsuz dinlenmeye çekilen Kemalizmin militan savaşçısı, gözün arkada kalmasın!
Arkada bıraktığın binlerce öğrencin ile Türkiye’ye yeni Mustafa Kemaller bırakan değerli Hocam, yerin o çok sevdiğin “Gâzi”nin yanı olsun!
Sen,
Belki çoğu kişinin korktuğu ölüm için:
“Gelecek ve utku, tarihte ve bugün ölüm korkusunu yenmiş olan Yüce Türk Ulusu’nun kahraman evlatlarının olacaktır!” demiştin…
Gittin…
Gidişin bizi üzdü fakat asla umutsuzluğa sevk etmedi.
Çünkü sana göre umutsuzluk bizim sözlüğümüzde olmayan bir kavramdı.
Asla umutsuz değiliz ve sana yani “Tam Bağımsız Türkiye” ülküne durmadan, yorulmadan koşacağımıza;
Sana vefasızlık edenlerden hesap soracağımıza;
Türkiye’yi ve halkımızı borç batağına sürükleyip yoksulluğun acımasız ellerinde tarikatlara ve bölücülere ortam yaratanlara Türkiye’yi dar edeceğimize,
Bize bizdenmiş gibi görünüp, bizi sırtımızdan hançerleyenlerin dünyalarını başlarına geçireceğimize;
Ordumuzu yıpratmak için Taraflar oluşturanların hesabını soracağımıza
Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve Türk Tarihi önünde senin huzurunda ant içeriz!
Son sözü de yine sana bırakıyoruz:
“1920′lerde, “uzun bacaklı ve içerdeki işbirlikçi uşakları”na karşı savaşı Atatürk kazandı.
Bugün de savaşı,
Koşullar ne kadar çetin ve olumsuz olursa olsun,
Atatürk kazanacaktır!”











Rıza Hocam
İlk Başkanım… Daha 17 yaşında bir çocukken Diyarbakır ADD’ye gelip önce özgür abimle sonra Rıza Hocamla tanışmıştım.
İdolümdü. Gördüğüm her yerde ellerini öpesim vardı. Çok şey öğrettin hocam bana. Sen gittikten sonra biz çok değişmedik. Herkeste çok sevdiğin ülkemiz varya o da değişmedi. Hala aynı. Hani seninle beraber mücadele ettiğimiz insanlar vardı ya, onlarda aynı yerlerinde oturuyorlar. Yanında beraber mücadele ettiğimiz insanların hepsi şu an içerde. Genel Başkanın da içerde hocam. Bense kendimi çok yalnız hissediyorum hocam. Yoklupun gün geçtikçe daha bir koyuyor adama. hala telefon numaran var bende. Ara sıra aramak istiyorum, nafile vazgeçiyorum…
keşke bende senin gibi olup özgür hocamı dinleseydim ama ben kendi bildigimi okudum ve emin ol ki çok pişman oldum hocam sizden gerçektende özür dileyecek yüzüm yok
ali bende hocanın numarası yok valla elimde olsa şimdi ararım ama yok
sevgili ali ben Rıza hocanın eşiyim.yazını okudum sağol.Rıza hoca için düşüncelerin beni gururlandırdı.Kendini yalnız hissetme o hep sevenleriyle birliktedir. o sevenlerini yalnız bırakmaz.
sevgili hocam sen bizim hem hocamız hemde eniştemizdin sevecen iyi niyetli güler yüzlü ve en önemlisi kalbi insan sevgisiyle dolu bir insandın hani yusuf hayaloglu diyorya bu dünyanın nesini beyenmedinde öte yere tasındın şimdi sen gittinde bir daha olmayacakmısın keşke yanımızda olsan her ölüm erkendir ama senin ki cok erkendi hocam abim eniştem seni daima sevecegiz
İçimde yanan bir şey var.
Ben kelimeleri üstüne döküyorum,
Daha da şiddetleniyor yangınım.
Buralardan kaçasım var, burası dar,
Gözümü kapatıp, yola çıkıyorum,
Neresi olursa diyorum, dalgınım.
İçimdeki ateş gittikçe artıyor,
Bir kibrit de üstüne ben çakıyorum,
Ben artık bir köz, bir yangınım.
Düşünüyorum, gülümseyen yüzünü,
Kapı tıkırtısında, bir ayak sesinde,
Geliverecekmiş gibi gözlüyorum.
Beynimde yer etmiş Karizmayım! sözünü,
Sayıklıyorum her nefesimde,
Ben Karizma Rıza Babamı özlüyorum!!!
Benim için olmayan bir tarihti bir gün öncesi. Takvimlerden, gönlümden, ömrümden sildiğim bir gündü. Oysa gözlerimden asla silinmeyecekti. Silinmedi de. Çok özledim be Rıza Baba! Çok özlettin kendini! Kurda kuşa kalmış olsam gam yemezdim serde delikanlılık var! Öyle bir yerde bırakıp gittin ki! Bu öyle garip bir şeyki! Kelimeler… kelimeler kör topal. Garipler ne yapsın, ne benim derdimi çekebilecek güçleri var, ne sana olan özlemi dile getirebilecek basiretleri… Onları kınayamıyorum Rıza Baba! Babam da buradaydı öz babam! Babamdan seni ayırt etmediğimi biliyorsun be Rıza Baba! O yüzden kimseye de söyleyemedim!
İçimi dökmek istedim işte, ne önümde akdeniz, ne karadeniz! Şimdi okurken neden özel isimleri büyük yazmadın diye kızarsın değil mi Rıza Baba! Keşke yanımda olsaydın da “Oğlum sen ne biçim dilci, şairsin” deseydin!
Hadi be Rıza Baba! Şu an yanımdasın! Demlediğim çaya bir kaç kelam söyleyip gülüşünü hatırlayıp… boğazım düğüm düğüm!
Şimdi sana bir şiir okuyayım Rıza Baba! Şiirlerimi de adam yerine koyardın, okurdun, aferin derdin, gururumu okşardın! Rıza Baba bu şiir doğaçlama olsun ha ne dersin! Akışına bırakalım…
Bugün yirmi üç haziran, bir gün öncesi yok!
Senin hatrına Samsun 216 yaktım…
Ne çabuk geçiyor zaman,
iğri iğri dişlerini batırarak bedenime,
kanımı nasıl da emiyor yarasalar,
vampirler!
Dünya dedikleri bu işte Rıza Baba,
Ne gördük ki,
Korkumuz olsun kefeninden.
Son balıklar göç etti ve kurudu nehirler!
Bir garip ayrılık bu,
Nasıl bıkar acaba ruh teninden?
Çamurla yoğruldu özüm, özümlendim,
Ağır ağır indi yağmur üstüme çözümlendim.
Bu başkaca bir şeydi Rıza Baba,
Ancak sen anlarsın,
Akın aklığından, karanın karalığından,
Sen kimseyi dolayı sevmedin renginden!
Zaman bir kurtçukmuş, yavaş içten kemirirmiş.
Ben hep elmaya bakmış, elmayı sevmişim.
Zaman bir tek sevi dolu gönüllerde erirmiş,
Ben de senin gibi gönül almayı sevmişim.
Köpük köpük şimdi dalgalar, hırçın denizlerde,
Zaman gidiyor yine sahile bir tuhaf iz bırakarak.
Zaman da kaybettiğini ararmış izlerde,
Zaman kendine kavuşurmuş yaslı gözden akarak.
Ölüm, uçmak, bengülük, ne bir fazla ne bir eksik.
Ah başımı dayadığım yastığım kadar yakın ölüm.
Belki sigaradandır bilmem ki soluk da bu aralar kesik kesik,
Ağladığım zamanların gölgesidir her güldüğüm!
Artık geç oldu, gitmeliyim, bekleyen kim!
Sorumu duvara sorarım, duvar bana döner.
Sorular… aslında hepsi cevabını bildiğim,
Bu yüzden sigaram iki nefeste söner!
Özlüyorum seni Rıza Baba, tarifi yok ki diyeyim,
Her ayak sesi gürz, her tıkırtı hançer.
Ben artık karalardan vazgeçtim, ak giyeyim,
Her gün binlerce hayır, her gün binlerce şer!
Bir gün sana Guguk Kuşunun hikayesini anlatayım Rıza Baba. Zeynep Ablamın da çok hoşuna gidecektir!
Sevgi ve Özlemle…..
Özlüyoruz tarifi yok bunun.Bir tek sen andın,unutmadın.[RIZA BABA'YI]Sağol mukaddes.
Rıza Hocam! Eskisi gibi sesiniz duyulmuyor koridorda. Resminize bakıp gülümsüyorum. Merdivenlerden yukarı doğru yürüyüşünüz. Orda durup gülümsemeniz, yaptığınız espriler aklıma geliyor. Ne olur ne olmaz diye, izin dilekçesini verip gittiydiniz. Zaman çabuk geçti, bir yıl oldu izne ayrılalı. Bir gün kapı açılır, bıyık altından gülümsemenizi göreceğim diye hala gözlerim kapıda. Hala izindesiniz, sizin dönmenizi hala bekliyorum. Sizi seviyoruz Rıza Hoca ve seveceğiz.
Rıza Hocam! Eskisi gibi sesiniz duyulmuyor koridorda. Resminize bakıp gülümsüyorum. Merdivenlerden yukarı doğru yürüyüşünüz. Orda durup gülümsemeniz, yaptığınız espriler aklıma geliyor. Ne olur ne olmaz diye, izin dilekçesini verip gittiydiniz. Zaman çabuk geçti, bir yıl oldu izne ayrılalı. Bir gün kapı açılır, bıyık altından gülümsemenizi göreceğim diye hala gözlerim kapıda. Hala izindesiniz, sizin dönmenizi hala bekliyorum. Sizi seviyoruz Rıza Hoca ve seveceğiz.
sevgili caşteğin,sen izinde diye bekliyorsun Rıza hocanın gelmesini ,ben de Diyarbakır’da yakında izne ayrılır gelir diye bekliyorum.Her telefon çalışında…”Ne yapıyorsunuz,nasılsınız deyişini”
Selam Rıza Baba, Selam! Yeni bir dönem daha başladı, yeni, yine umut dolu sevdiceğin öğrencilerin geldi. Hayat devam ediyor Rıza Baba! Bildiğin gibi her şey! Bir tek, sesin yankılanmıyor koridorlarda, bir tek yüzünü göremiyorum. O, gurur ve şerefin nişanesi, “Hey Ben Antepliyim, Şahin’im” diyen yüzünü! Off, Rıza Baba off! Zamanı mıydı Uçmaklara gitmenin? Yakandaki ay yıldızlı, Atatürklü rozetin… kelimeler kifayetsiz. Bir insan kendini bu kadar özletir mi! Seni özlemenin bile gururu var, anlamı derin. Seni seviyorum Rıza Baba! Seni andolsun ki yüzüme doğan güneşe, geceleri göz kırpan yıldızlara andolsun ki çok özlüyorum! Bir şeyler demek istiyorum, boğazımda kalıyor. Sen beni anlıyorsun Rıza Baba!!!
Selam Rıza Baba! Yokluğunun hissettiğim günlerden biri daha! Gece üç otuzdu sanırım göğe bakıyordum balkondan. Ay bütün ihtişamı ile yükselirken birden gülen yüzün aklıma geldi. O an etrafımı sardı yine karanlıklar! Saklanırken içime, içime düşen çakalları düşündüm. İçime inen kurtları düşündüm! Hayatın süreğenliği işte! Didişip duracağız, ne için olduğunu sen bilirsin Rıza Baba! Nasıl geçiyor günlerin UÇMAKLARDA!
Lütfen konuyu yorumlayın!
Etiketler
Şehit Şeriat AB ABD ADD ADD Diyarbakır AKP Asker Atatürk Avrupa Aydın Bağımsızlık Banu Avar Batı Can Dündar Cumhuriyet Demokrasi devrim Diyarbakir Efe Aydal Emperyalist emperyalizm Ergenekon Erol Manisalı Faili Meçhul Fethullah Gülen Hain Haluk Tarcan Kürt Kemalist Kemalizm Modern Muammer Aksoy Mustafa Balbay Mustafa filmi Mustafa Kemal Mustafa Kemal Atatürk Necip Hablemitoğlu Nefer PKK Rıza Gül Türk Taraf Vahdettin YazarKategoriler
Son Yorumlar
Meta
Arşivler
Bağlantılar
Bağışlarınız için Hesap Numaralarımız
En çok Oylananlar
En Çok Yorum Yapılanlar
En Çok İzlenenler
ADD Diyarbakır Örütbağ Sitesi'nden kısmen ya da tamamen izin alınmadan her türlü alıntı yapılabilir. Sitemiz ticari amaçları olmayan bilginin paylaşımına inanan bir sitedir. Örütbağ sitemiz başta Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, Türk Ulusu'na ve Anadolu Aydınlanma Devrimi'ne inanan tüm dünya insanlarına aittir.