Karanlıktan korkmazdı
- Bu dönemle ilgili bir konu daha var. Atatürk’ün karanlıkta yatmadığı.
- Bu olay Atatürk’ün hizmet eri Ali Metin Çavuş’un anılarında yer alıyor, filme değiştirilerek aktarılıyor. Bu dönemle ilgili ne kadar dokunaklı, düşündürücü; saygımızı, hayranlığımızı arttırıcı, insanca olaylar var . Bula bula bunu bulmuşlar. (Anının aslı için: Atatürk’ün Şimdiye Kadar Yayınlanmamış Anıları, anlatan Ali Metin, yazan Ziya Oranlı, Ankara, 1967, s. 71-72; yeni baskısı, Zeynel Lüle, Ali Çavuş, Doğan Y., 2008)
Gece odalarda, sofalarda idare lambası denilen kandil benzeri lambacıklar ya da mumlar yakılırdı ki gece uyanıp kalkan bir yerlere çarpmasın, tuvaletin yolunu bulsun. Evlerde de böyleydi, yatılı okullarda da. Benim çocukluğumda da bu âdet sürüyordu. Atatürk buna alışmış, gece hafif ışık istiyor. Anı filmde şu biçimi almış:
“M. Kemal çocukça zaafını açıkladı:
‘Çocuk, ben karanlıkta yatamam.’ ”
ANIYI DEĞİŞTİREREK ÇOCUKÇA ZAAFA DÖNÜŞTÜRÜYOR
Anıda ne çocukça zaaf sözü var, ne karanlıktan korktuğunu düşündürecek bir ifade. Can Dündar yüzlerce yıllık doğal bir âdeti, bir ihtiyacı anlatan anıyı filme böyle değiştirerek, çocukça zaaf deyimiyle korkuya dönüştürerek aktarıyor. Anıların yeni baskısına yazdığı önsözde de korkuya vurgu yapıyor: “Atatürk’ün karanlıkta yatmaktan korktuğunu -ilk baskısından- öğrenmiştim.” (s.11) Atatürk’ün isteğini geçmişimizi hiç bilmediği için korkuya bağlıyor. Yaşlıca birine sorsaydı öğrenirdi. Ayşe Arman’la yaptığı röportajda yine korku motifini sürdürerek diyor ki: “Bir arkadaşımın oğlu demiş ki, ‘Atatürk gibi ben de karanlıktan korkuyorum. Demek ki bu anormal bir şey değil.’ Buradaki empati duygusu o kadar önemli ki… ‘O da benim gibiymiş’ diyebiliyor. ‘Demek ben de onun gibi olabilirim’ duygusu yer alıyor. Bundan daha güzel ne olabilir? Tartışma şu: Biz yeri asla dolmayacak, dogmalaştırılmış bir kutsal önder peşinde miyiz, herkesin onun gibi olmasını isteyeceği bir örnek kişilik mi?” (9 Kasım 2008)
Bu açıklamanın neresinden tutmalı?
Karanlıktan korkan çocukları Atatürk de korkardı diye mi tedavi edeceğiz? İki saatlik Mustafa filminin verdiği zararları bu küçük yarar karşılar mı?
GECELİ GÜNDÜZLÜ CEPHEDE SAVAŞAN KORKAR MI?
Atatürk’ün karanlıktan korktuğunu gösterir hiçbir anı, dayanak, bilgi kırıntısı yok. Atatürk’ün karanlıktan korktuğu, Can’ın yorumu ya da yakıştırması. (Ali Metin Çavuş’un torunu Zeynel Lüle de yeni basımda özgün anıda değişiklik yapmış, ‘karanlıkta yatmazdı’yı ‘karanlıkta yatamazdı’ yapmış. Anılar üzerinde oynanır mı? Saygısızlık değil mi bu?) Bir karakteri işleyen yazar, düşünür: Ömrü yıllarca, geceli gündüzlü, cephede, siperde, at üzerinde, kışlada, savaş alanında, bir ara hapishanede, ateş altında, Makedonya dağlarında, çölde, ormanda geçmiş, dövüşmüş, toprakta yatmış, insanların parçalandığını görmüş, Çanakkale’de aylarca ceset kokusu solumuş, yaralanmış, sokak savaşı yapmış bir adam karanlıktan korkar mı? Akıl var, izan var. Bir karakterin bütünlüğü olur. Bu bütünlük bir fantezi uğruna bozulamaz.
ANKARA’DA MUM YOKTU
Biz yazarlar yeminli tanıklar gibi, özellikle gençlere geçmişi ve kişileri doğru dürüst anlatmakla yükümlüyüz. Bu bizim şeref borcumuz. Can Dündar eleştirilince geri çekildi, korktuğunu iddia etmediğini söyledi, kendini savunmak için bu sahneyi ‘mum alacak paraları bile olmadığını belirtmek için’ yazdığını söyledi. Bu açıklama doğru değil. Çünkü Ali Metin Çavuş, anısında para bittiği için değil, Ankara’da mum bulunmadığı için mum alamadığını anlatıyor.
Atatürk için karanlıktan korkuyordu demek komik olur ama çekindiği, görmek, yaşamak istemediği şeyler vardı: Mesela kurban kesimine, kana bakamıyor; arkadaşlarının ölümüne zor katlanıyor; çocuk ağlamasına dayanamıyor; sarhoştan çekiniyor; dalkavukluktan, yalandan, ikiyüzlülükten, dedikodudan iğreniyor. Bir de korkusu var: Kız kardeşinin açıklamasına göre, küçüklüğünde, çoğumuz gibi o da fareden korkarmış.
Bence bu filmde bir sırasını düşürüp çocuklara verilebilecek en yararlı, güzel mesaj Atatürk’ün şu açıklaması olurdu: “Çocukluğumda elime iki kuruş geçse, birini kitaba verirdim.” Karga, çakal ve korku hikâyelerinden bin kat yararlı bir mesaj olurdu.












Lütfen konuyu yorumlayın!