İşler Rayından Çıkarsa Her Türk Bir Ordu Olur!
Demokratik Açılım adıyla başlatılan ve ulus devlet yapımızı hiçe sayan projenin gündemde olduğu bir dönemde yine yeni şehit haberleri almanın derin üzüntüsü içersindeyiz.
Jandarma Astsubay Başçavuş Murat Taş, Jandarma Komando Onbaşı Hüseyin Gürlekli, Jandarma Astsubay Kıdemli Çavuş Ferhat Ünelli, Jandarma Kıdemli Üstçavuş Ferhat Erdem, Astsubay Fatih Aydoğan, Uzman Çavuş Deniz Kaya, Komando Er Orhan Kılıç, Jandarma Piyade Er Emrah Temel ve Jandarma Komando Onbaşı Orhan Kılıç PKK/Kongra-Gel terör örgütüyle girdikleri mücadelede ölümü küçümseyip canlarını hiçe sayarak Türk Ulusu’nun varlığı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası için şehit olmuşlardır.
Atatürkçü Düşünce Derneği Diyarbakır Şubesi olarak, başta şehitlerimizin aileleri olmak üzere; silah arkadaşlarına, Türk Silahlı Kuvvetlerimize ve Yüce Türk Ulusu’na başsağlığı; yakınlarına sabır, yaralı askerlerimize acil şifalar dileriz.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kötü, en karanlık döneminden geçmektedir. Emperyalizmin kuklası ve taşeronu PKK/Kongra-Gel terör örgütü bulduğu her fırsatta Mehmetçiklerimize ateş açmakta, bulduğu her fırsatta sağa sola bomba koymakta ve büyük şehirlerimizde araçları ateşe vermektedir. Irak’ın kuzeyindeki yapılanma ve o yapılanmanın başındakiler PKK’lı teröristleri korumakta, kollamakta, yaralılarını tedavi etmekte, barınma sağlamakta ve lojistik destek vermektedir. Bütün bunlar göz önünde olduğu halde “terörle mücadele” sadece “teröristle mücadele” boyutuna indirgenmiştir. Mücadelenin bir ayağı sakat kalmıştır. Teröristle mücadele son sürat devam etmektedir, edecektir. “Terörle Mücadele” ise bugün “Demokratik Açılım”la yapılmaya güya çalışılmaktadır.
Türk Ulusu olup biteni büyük bir soğuk kanlılıkla takip etmektedir.
PKK’ya kurşun sıkan komutanlarımızı zindanlara atanları, Türk efsaneleriyle dalga geçenleri, aşağılayanları, PKK’lıları tanık askerlerimizi sanık haline getirenleri, PKK’ya terörist diyemeyenlerle aynı masaya oturup konuşanları, dağda öldürülen PKK’lılar ile şehit ailelerini aynı kefeye koyanları, onları aynı ortamda buluşturmak isteyenleri, terör örgütünün siyasi kanadını mecliste koruyanları, Kürt’le Türk’ü ayrıştırmak ve birbirine düşman etmek için var güçleriyle çalışan adları aydın, sanatçı, yazar olan etki ajanlarını ibret ve kaygıyla izliyoruz.
Türk Milleti gücünü Erzurum-Sivas Kongrelerinden, Amasya Tamimi’nden, Sakaryalardan, Kocatepelerden, Çiğiltepelerden alır.
Türk Milletinin her bir ferdinde Albay Reşat kararlılığı, Mehmet Akif ruhu vardır.
Türkiye Cumhuriyeti’ne kast etmiş içteki ve dıştaki düşmanlarımıza sesleniyoruz:
İşler rayından çıkarsa her Türk bir ordu olur, bu böyle biline!
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.11/09/2009
Oktay Arıtürk
ADD Diyarbakır Şube Başkanı













Değerli vatanseverler,
Şehitlerimizle ilgili ve tespitlerinizle ilgili fikir birliğimiz var. Lakin; “işler rayından çıkarsa…..” diyorsunuz ya, işte orada bir dakika durunuz. Zira, işler 11 Kasım 1938 de rayı zorlamaya başlamış ve 12 Eylül 1980 de de resmen raydan çıkmıştır.
Daha ne olması gerekiyor ki “raydan çıktı” diyebilmeniz için?
- İhanet yasaları gece yarısı baskınlarıyla çıkartılıyor.
- Halkımızın yüzde 60′ı yoksulluk, yüzde 20’si ise AÇLIK sınırı altında yaşam mücadelesi veriyor.
- Diktatörleri aratmayacak bir “seçilmiş” tarafından ülkemizin maddi ve manevi varlıkları her gün biraz daha yok olma seviyesine yaklaşıyor.
- “AÇILIM” söylemi altında ülkemizin ismi de dahil herşeyi psikolojik saldırı mermileri olarak halkımızın beynine sıkılıyor.
Dana ne olması gerekiyor “rayından çıkmış iş” tanımlamanız için? Yoksa ‘yağmasa da gürler’ misali ‘gürlüyor musunuz?’
Öyleyse şu yaşanmış olaydan ders çıkarmaya bakınız:
23 nisan 1920… Ankara’da büyük millet meclisi açılmıştır. Memleketin her tarafından birçok milletvekilleri gelmiştir. Bu yeni meclise gelenlerin bir kısmı Ankara’ da hiçbir şeyin olmadığını görünce, ümitsizliğe düşmüşlerdi. Bahsedilen ne Yeşilordu, ne hazine, ne yatacak otel, hiçbir şey yoktu. Sadece, Mustafa Kemal…
… Bazılarına bu dava çürük gelmiş olacak ki, memleketlerine dönmeye karar verdiler. Bunlar geri dönerlerse mecliste huzursuzluk olacağını anlayan Mustafa Kemal, kürsüye çıktı. O gün pek heyecanlıydı. Atatürk’ ün hayatında belki de böyle canlı bir tablo doğmamıştı. Milletvekillerine hitaben :
- İşittim ki, bazı arkadaşlar yoksulluğumuzu bahane ederek memleketlerine dönmek istiyorlarmış. Ben kimseyi zorla milli meclise davet etmedim. Herkes kararında özgürdür, bunlara başkaları da katılabilirler. Ben bu mukaddes davaya inanmış bir insan sıfatı ile buradan bir yere gitmemeye karar verdim. Hatta, hepiniz gidebilirsiniz. Asker Mustafa Kemal mavzerini eline alır, fişeklerini göğsüne dizer, bir eline de bayrağını alır, bu şekilde Elmadağı’ na çıkar, orada tek kurşunum kalana kadar vatanı savunurum. Kurşunlarım bitince de bu aciz vücudumu bayrağıma sarar, düşman kurşunları ile yaralanır, temiz kanımı, mukaddes bayrağıma içire içire tek başıma can veririm. Ben buna and içtim !.. Diye feryat edince, herkesi bir heyecen dalgası sardı. Hiç biri gözyaşlarını tutamıyordu.
( Falih Rıfkı Altay )
Atatürkçü Düşünce Derneği’nin içinde bulunduğumuz bu karanlık günlerde yapabilecekleri yaptıklarının çok çok ötesindedir. Gerekirse, topluca istifa ediniz ve tüm il-ilçe teşkilatlarınızı dağıtınız. Milletimizin silkinmesi için bir şok, bir sarsma gerekmektedir. Yoksa, yazınızda da belirttiğiniz gibi “Türk Ulusu olup biteni büyük bir soğuk kanlılıkla takip ….” ede ede akibetimizi kabulleniyoruz.
Gün ayağa kalma zamanıdır.
Gün yazma değil haykırma zamanıdır..
ve şahsen biliyorum ki Atatürkçü Düşünce Derneği ülkeyi kurtuluşa götürece güce ve inanca sahiptir. Yeter ki cesaretini geriye kazansın.
Saygılarımla,
Kemal Denizer
İzmir
Lütfen konuyu yorumlayın!