Hangi birini düzelteyim
Cumhuriyet coşkusu yok, halk yok, devrimler yok ama Atatürk’ü anlatmayan şeyler çok
Hangi birini düzelteyim
- Filmde Cumhuriyet dönemi nasıl anlatılıyor?
- Mudanya, saltanatın kaldırılışı, Lozan, Cumhuriyet, devrimler dönemi donuk bir üslupla ve hızla özetlenip geçiliyor. Yine halk yok, halkın desteği yok. Halkın desteği olmadan Kurtuluş Savaşı verilir mi, bu büyük atılım gereçekleşebilir mi? Serbest Parti olayı yok. Eski düşman Venizelos’un Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermesi yok. Montreux yok. Dış politika hiç yok. Cumhuriyet Meclis’te büyük coşkuyla, sevinç gözyaşları, kucaklaşmalar, çığlıklarla kabul ve ilan edilmiştir. Gelibolu Milletvekili Celal Nuri İleri bu olayı büyük bir heyecanla ve çok güzel anlatıyor. ( Ş. Turan, Türk Devrim Tarihi, 3/1, s. 24 vd. ) Ama filmde bu coşku verilmiyor, Atatürk yeni diş yaptırmış, daha alışamamış, cumhurbaşkanı seçilince bu yüzden kısa konuşmuş, bu anlatılıyor!
Can Dündar ve ekibince Cumhuriyetin ilanı ile ilgili en önemli ayrıntının bu olduğu anlaşılıyor. Kronoloji yanlışları da var. Mesela saltanatın kaldırılışı sırasında Atatürk’ün Karma Komisyon’da yaptığı ihtilalci konuşma, başka zamana kaydırılmış. Anlamı değişmiş. Bu dönem Atatürk’ün önderliğinin, devlet adamlığının, devrimciliğinin, öğretmenliğinin, düşünürlüğünün devleştiği dönem! Ama filmde bu yok.
FİLMDEKİ ATATÜRK
- Neler var?
- Özet olarak aktarıyorum: Atatürk, medreseleri kapatarak ilkokulda Kaymak Hafız adlı öğretmenden yediği dayağın intikamını almış, bütün gücü elinde toplamış, sözü kanunmuş, Mussolini’nin heykeltıraşı Canonica’ya heykellerini yaptırarak memleketi heykelleri ile doldurmuş, cumhurbaşkanı olunca ciddi bir işi kalmadığından alfabe, dil ve tarih konularıyla ilgilenmiş ya da oyalanmış, dalkavuklara inandığı için işler iyi gidiyor sanmış, aldanmış, gerçeği öğrenince çok üzülmüş, İzmir suikastını vesile ederek muhalefeti temizlemiş, devrim çocuklarını yemiş, sözü kanunmuş, her gün bir büyük şişe rakı, 3 paket sigara içiyormuş, kadın düşkünüymüş, çevresinde dostlarından pek azı kalmış, gittikçe yalnızlaşmış, kimsesiz, yapayalnız ölmüş.
Bu özeti yaparken bile içim bulanıyor. İşte Can Dündar’ın ve ekibinin anlattığı, bazılarının desteklediği ve beğendiği film ve filme göre Atatürk ve dönemi bu.
Bu iddiaların hangi birini düzelteyim?
Doğrusu, ‘öğrenin de gelin’ deyip geçmekti. Ama susmaya hakkım olmadığını düşünüyorum. Özellikle genç öğretmenleri ve sevgili öğrencileri düşünerek.
Medreseleri kapatarak, Kaymak Hafız’dan yediği dayağın intikamını almışmış. Buyrun, psikolojik bir çözümleme örneği! Koca eğitim devrimini bu basitliğe indirmenin yersizliğini kendi de fark etmiş olmalı ki bu cümleyi yazdığına pişman olduğunu söylüyor.
Ya öteki cümleler? Sistematik olarak, severek, önem vererek, saygıyla okuyup incelese, Atatürk’ü ve o dönemi kavramaya çabalasa, öteki cümleleri yazdığına da çok pişman olacağına inanıyorum.
İSTEĞİ KABUL OLMADI
Atatürk sevgi, saygı, minnet ve hayranlık halesiyle çevriliydi. Ama bütün gücü elinde toplamış değildi. Bütün güç ne demek? Bütün güç sözünün içine icra, yasama ve yargı girer. Bütün bu erkler elinde miydi? Söz konusu bile değil. Sistemin kurallarına ve gereklerine büyük saygı duyardı. Meclis’e çok büyük önem verirdi. Bu cümle yetersiz incelemenin, üstünkörü anlatımın bir yeni örneği. Bakınız: Atatürk 1924 Anayasası’nda cumhurbaşkanına Meclis’i fesh etme ve yasaları veto edebilme yetkilerinin yer almasını ısrarla istemiş ama isteği kabul olunmamıştır. Oysa 1924 en kudretli zamanıydı.
1938 yılı Kasım’ına kadar TBMM’den 3.500 kanun geçmiştir. Devrim kanunları ile birlikte Atatürk’ün cumhurbaşkanı olarak toplantı dönemleri başında Meclis’te yaptığı konuşmalarda kanunlaştırılmasını tavsiye ettiği konuların sayısı 100’ü bulmaz. Kanunlaştırılmasını tavsiye ettiği konuların çoğu da, konuşmalarında hükümetin isteği ile yer almıştır.
SÖZÜ KANUN DEĞİLDİ
Sözü kanun değildi. Sözü kanun olsa toprak reformu kanunu Meclis’ten geçerdi. Sözünün kanun olduğunu iddia etmek o dönemi hiç bilmemektir. Atatürk’ün Türkiye’yi çağdaşlaştırma gibi büyük bir programı vardı. Onu gerçekleştirmek için türlü yollar, yöntemler denemiştir. Çağdaşlaşma programı bazı önemli devrim kanunlarının çıkarılmasını gerektiriyordu. Atatürk bu konuları halkla, yetkililerle, uzmanlarla, bilginlerle, gazetecilerle konuşuyor, tartışmaya açıyor, kamuoyunu tartıyor, hazırlıyor, konuyu olgunlaştırıyor, başbakanı ve ilgili bakanı ikna ederek, hükümetin konusu haline getiriyordu. Kanunu Meclis’e hükümet sunardı.
Genel sekreterlerinin anıları okunursa, hiçbir yetkiliye emir vermediği, yetkisine karışmadığı da anlaşılır.
(Önemli bir eser: Prof. Dr. Halil İnalcık, Atatürk ve Demokratik Türkiye, Kırmızı Yay. İst. 2007)












Lütfen konuyu yorumlayın!