Geçmişten Geleceğe Kemalizm-Mehmet Ali Tuğtan
Soğuk Savaşın sona ermesinden sonra, Cumhuriyetin özgün kurucu ideolojisi Kemalizm, Atatürk’ün onu emanet ettiği gençliğin dimağından yeniden yeşeren bir sürgün gibi tekrar fışkırdı. Bu yeniden doğuş sürecinde gençlere rehberlik eden en önemli unsurlar, teorik düzeyde Soğuk Savaşın yarattığı karmaşaya yenik düşseler de, sezgisel ve sağduyusal düzeyde bir şeylerin yanlış olduğunu algılayan ve kendilerine yöneltilen tüm baskılara karşın doğrusunu yapmaya çalışan yitik bir kuşağın üyeleridir. Başlangıcı “Ben Atatürkçü Değilim!” ile Nadir Nadi yaparken, devamını Ahmet Taner Kışlalı ve Uğur Mumcu gibi yiğit aydınlar getirmiş, bir sonraki kuşağın çok daha radikal ve ideolojik açıdan net çıkışına zemin hazırlamışlardır. Siyasetçi sınıfı içerisinde ise, sağ-sol ayrımına göre değişik partilere üye olan, ama zihniyet olarak aynı eğilimleri taşıyan siyasetçiler öncülük etmiştir: Aydın Güven Gürkan, Adnan Kahveci, İsmail Cem gibi isimler ilk akla gelenler olmakla birlikte, daha pek çok isim sayılabilir. Maruz kaldıkları tüm ideolojik beyin yıkama ve psikolojik harp faaliyetine rağmen vatanseverliklerini ve ülke için neyin yapılması gerektiğini gözden kaçırmadan hizmet etmiş olan bu insanlar; dost ve düşmanın belli olmadığı, doğru yol ve yöntemin açıklıkla ifade edildiği bir ideolojik yol haritasından mahrum bir durumdayken bile, belki de sezgisel olarak ülkenin iyiliği için yapılması gerekeni görmüş ve yapmışlardır. Çoğu bugün aramızda olmayan bu insanlara minnet borçluyuz.
Kemalizmin 21. Yüzyılda yaşayan bir ideoloji olarak varlığını sürdürmesi ise, genç kuşağın çabalarının bir sonucudur: 1990′lar boyunca üniversitelerin Atatürkçü Düşünce Toplulukları çerçevesinde örgütlenen ve yoğun bir düşünsel faaliyet, araştırma sonucu oldukça geniş bir yazın yaratan bu gençler, hem Kemalizmin birincil kaynaklardan yeniden üretilmesini sağlamış, hem de Soğuk Savaşın mirasını adını koyarak lanetlemişlerdir. Bugün, bu işleri başaran ve üyesi bulunmaktan gurur duyduğum bu kuşak, bayrağı daha da ileriye ve yükseğe taşıyacak olan, “1980 sonrası” gençliğe devretmektedir. 12 Eylülün ve neoliberalizmin yetişme süreçleri üzerinde yarattığı tahribat nedeniyle hep “apolitik” olarak tanımlanan bu kuşağın üyeleri, haklarındaki tüm endişeleri boşa çıkartmayı ve Atatürk’ün niahi olarak gençliğe güvenini bir kez daha doğrulamayı başarıyor, başarmaya devam edecek.
Bu yazının yazılmasından bir gün önce (14 Kasım 2008) İstiklal Savaşı Madalyasına sahip son gazimizi toprağa verdik. Törenin yapıldığı saatlerde ben, bir sınıf dolusu Erasmus Değişim Programı öğrencisi Avrupalıya, Cumhuriyetin kuruluş dönemi dış politikası konulu bir ders anlatıyordum. Türk Ordusunun İstiklal Savaşı sırasında subay kayıp oranlarının çok yüksek olduğunu belirttiğimde, biri sordu: “Neden?” “Çünkü”, dedim “Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ordularına komuta eden subaylar arasında Ankara hükümetine hizmet etmeyi seçenler, İstanbul’a bağlı kalmayı seçenlerden ortalama 16 yaş daha gençtir. Sevres Anlaşmasıyla kendilerine yapıştırılan alt-insan etiketine isyan eden bu genç kuşak, aksini kanıtlamak uğruna savaşmış ve ölmüştür.”
Ben bunları anlatırken, bir top arabası yavaşça ilerledi Karacaahmet mezarlığına doğru. Televizyoncu, bayrağa sarılı tabutun yanına gelip elini koyan yaşlı teyzeye sordu: “Bu yaşta neden kalkıp geldin buralara?” Teyze nefes nefese cevapladı: “Değer, askere değer!” Bir ilkokul çocuğuna sordular: “Kurtuluş Savaşı nedir?” “Bizim Kurtuluşumuz.” “Peki Kurtuluş ne?” “Özgürlük ve bağımsızlığımız!” İşini gücünü bırakıp törene gelen bir kadına sordular: “Atatürk sizin için ne demek?” Tek kelimeyle cevapladı: “Dev!”
Ben Avrupalı öğrencilere Sakarya Savaşında neredeyse bölük komutanlarına kadar tüm subayların sath-ı müdafa uğruna şehit düştüklerini, bir yıl sonraysa daha da genç komutanlar liderliğindeki Türk Ordusunun kazandığı büyük zaferi anlatırken, bir top arabası yavaşça ilerledi Karacaahmet Mezarlığına doğru: Ardında bir devlet, ardında bir vatan ve bir millet bırakarak.1903 doğumluydu son gazi: 1919′da 16 yaşında olmalıydı. Büyük zafer kazanıldığında 19.
Uğur Mumcuyu şehit ettiklerinde 19 yaşındaydım. Bizler 1990′ların o dumanlı havasında dost-düşman herkese, ısrarla “Hayır, bu bir ideolojidir ve adı da Atatürkçülük değil Kemalizmdir!” derken, bugün bayrağı devralan arkadaşlarımız ilkokuldaydılar.
Kemalizmin öleceğini ya da başarısız olacağını düşünenler, her seferinde yanılmaya mahkumdur. Çünkü bir ulusun aklını karıştırabilirsiniz, yolunu yitirmesini sağlayabilirsiniz, ama ondan aklını ve yolunu alamazsınız.












Lütfen konuyu yorumlayın!