<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	>

<channel>
	<title>Diyarbakır ADD</title>
	<atom:link href="http://www.diyarbakiradd.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.diyarbakiradd.org</link>
	<description>ADD DİYARBAKIR ŞUBESİ:                                                                                                                   "Vatan Sevgisinden Kaynaklanan Fedâkarlık Duygusu Dejenere İnsanlara Gülünç Gelir"</description>
	<pubDate>Mon, 05 Jan 2009 21:16:03 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.7</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Kemal Paşa Avrupa&#8217;yı İhtar Ediyor: “Filistin&#8217;e El Sürülemez!” - Erol Sarıal</title>
		<link>http://www.diyarbakiradd.org/kemal-pasa-avrupayi-ihtar-ediyor-%e2%80%9cfilistine-el-surulemez%e2%80%9d-erol-sarial/</link>
		<comments>http://www.diyarbakiradd.org/kemal-pasa-avrupayi-ihtar-ediyor-%e2%80%9cfilistine-el-surulemez%e2%80%9d-erol-sarial/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2009 21:16:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kadro1923</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[ustalan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.diyarbakiradd.org/?p=816</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk, İngilizlerin mandası altına giren Filistin’de yoğunlaşan Yahudi göçü ve dinsel yayılmanın hızla yol aldığı bir dönemde Yahudi Devleti kurulmasına yol açacak şekilde yön verilen gelişmelere ilişkin TBMM oturumunda Temmuz 1937’de bir konuşma yapar. Bu konuşma, 27 Temmuz 1937’de Yüce Önder Atatürk’ün kurduğu ve önemli gördüğü konularda yazılar yazdığı Hakimiyeti Milliye Gazetesi’nde yer alır. Aynı konuşma, Hakimiyeti Milliye gazetesinden alıntıyla Hindistan’da, &#8216;Bombay Chronicle’ gazetesinin 27.8.1937 tarihli sayısında; “Filistin&#8217;e El Sürülemez, Kemal Paşa Avrupa&#8217;yı İhtar Ediyor” başlığı altında haberleştirilir. Dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Cumhurbaşkanlığı&#8217;na hitaben yazdığı ön sunuş yazısıyla bu ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-817" title="atatrk2go6" src="http://www.diyarbakiradd.org/wp-content/uploads/2009/01/atatrk2go6.png" alt="atatrk2go6" width="400" height="500" />Atatürk, İngilizlerin mandası altına giren Filistin’de yoğunlaşan Yahudi göçü ve dinsel yayılmanın hızla yol aldığı bir dönemde Yahudi Devleti kurulmasına yol açacak şekilde yön verilen gelişmelere ilişkin TBMM oturumunda Temmuz 1937’de bir konuşma yapar. Bu konuşma, 27 Temmuz 1937’de Yüce Önder Atatürk’ün kurduğu ve önemli gördüğü konularda yazılar yazdığı Hakimiyeti Milliye Gazetesi’nde yer alır. Aynı konuşma, Hakimiyeti Milliye gazetesinden alıntıyla Hindistan’da, &#8216;Bombay Chronicle’ gazetesinin 27.8.1937 tarihli sayısında; “Filistin&#8217;e El Sürülemez, Kemal Paşa Avrupa&#8217;yı İhtar Ediyor” başlığı altında haberleştirilir. Dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Cumhurbaşkanlığı&#8217;na hitaben yazdığı ön sunuş yazısıyla bu haberin Türkçe örneğini ilişikte sunar. Devlet Arşivi belgeleri arasında yer alan konuşma metni, Atatürk’ün kuruluş sürecinden sonra da Mazlum Uluslar olarak adlandırdığı Doğu-İslam toplumlarının yaşadığı sorunları yakından izlediğini kanıtlayan en önemli belgelerden yalnızca birisidir. Atatürk, konuşmasında;  “Araplar&#8217;ın Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip sözde istiklal kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları çok acılı bir durumdur. Araplar&#8217;ın arasında mevcud olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz bilindiği üzere birkaç sene Araplar&#8217;dan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kafi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyet’in mukaddes yerlerinin Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki; buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet&#8217;e lakayt olmakla itiham edildik. Fakat bu ittihamlara rağmen peygamberin son arzusunu yani, mukaddes toprakların daima İslam hakimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız. Cedlerimizin, Selahaddin&#8217;in idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla mücadele ettikleri topraklarda yabancı hakimiyet ve nüfuzunun tahtında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün, Allah&#8217;ın inayeti ile kuvvetliyiz. Avrupa’nın bu mukaddes yerlere el koymak için yapacağı ilk adımda bütün İslam aleminin ayaklanıp icraata geçeceğine şüphemiz yoktur” sözleriyle günümüzde çok önemli tartışmalardan birine ışık tutmaktadır.</p>
<p>    Atatürk doğucu muydu batıcı mıydı? Atatürk’ün ilkelerinden yalnızca laiklik ilkesini benimseyen batıcılara göre doğu ve İslam medeniyetine karşıydı. Atatürk yalnızca Şark geleneklerini ve devlet düzenini yıkan bir devrimciydi. Yaşasaydı en büyük ideali AB’ye giriş; ABD ile dostluk olurdu. Atatürk’ü tek eksenli olarak ele alanların anti emperyalist bir tutuma sahip olmadığı bilinmektedir. Bu bakış açısı tipik birer sermaye ve Tanzimat aydını düşüncesini yansıtmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>    Bazı İslamcı aydınlar ise Atatürk’ün Ulusal Kurtuluş Savaşı sürecini ve Mustafa Kemal yanını ele alarak Atatürk’ün yönettiği savaşların tümünün batıya karşı verilen doğu halklarının kutsal bir kurtuluş mücadelesi olduğuna değinerek aslında bir Şarkçı olduğunu öne çıkarmaya çalışmaktadırlar. “Bu düşünceyi paylaşan var mı?” diye merak edenlere; özellikle Türkiye dışında Atatürk’ün yaşamını yakından incelemiş anti emperyalist İslamcı aydınların oldukça yoğun olduğunu söylenebilirim. Onların bakış ise laikliğe karşı tutum almalarından kaynaklanmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>   Yine dünyada siyasal dayanışmalara baktığımızda devrimci gelenekten gelen önderlerle İslamcı gelenekten gelen liderlerin anti emperyalist bir eksende dinsel esintilerden uzak bir iş birliği sürecini yaşadığımız görülecektir. Günümüzde İslam ülkelerinde bu misyonun başını çekenler arasında İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad öne çıkmaktadır. Bu tutum Ulusal Kurtuluş sürecinin mazlum uluslarla dayanışma ruhuyla örtüşmekte; ancak devrim ihracı iddiasında olan İran Mollalar Meclisinin çalışmaları ülkemizin Kuruluş süreciyle çatışmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>   Ulu Önder Atatürk’ün uygulamaları açısından ise bir sorun görünmemektedir. Anti emperyalist işbirliği ve bölgesel dayanışma iç siyasal düzenlere saygıya dayalı ilişkiler korunduğu sürece sürdürülebilir. Yaşamında öncülük ettiği pakt ve anlaşmalar bunu göstermektedir. İşbirliği yapılan ülkelerin iç siyasal düzenlerinde laiklik koşulunu aramamıştır.</p>
<p> </p>
<p>    Bu çerçevede tarihsel gelişmelerin, kurulan düzenin ve yaşamında üzerinde yoğunlaştığı dış ilişkilerin ve anlaşmaların ışığında Atatürk’ün çağdaşlaşma, aydınlanma ve sanayileşme süreci sonunda Türkiye’yi doğunun yıldızı yaparak mazlum ulusların tüm saldırılara karşı korumasını üstlenecek bir yıldız ve set ülke yapma stratejisi içinde olduğu söylenebilir.</p>
<p> </p>
<p>    Atatürk’e göre çağdaş uygarlık kimsenin tekelinde değil; insanlığın birbirinden karşılıklı yararlanarak geliştirdiği ve bir sınırı olamayan değişken ortak ürünüdür. Batıdan veya doğudan esinlenmek kimseyi ne batıcı ne de doğucu yapmaz. Daha ileri uygarlık yaratarak üretken yapar. Bu nedenle ulusuna verdiği hedef çağdaş uygarlığı yakalamak; yani batının peşinden koşmak değil, çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkmaktır.</p>
<p> </p>
<p>    Sonuç olarak Atatürk Türkiye’si günümüz sürecine taşınarak geliştirilebilseydi, en azından korunabilseydi bu gün Irak’ta ABD işgali yaşanmayacak; Filistin’de Lübnan’da İsrail kırımı yaşanmayacaktı. Çünkü emperyalizmi bölgeden uzak tutacak ittifaklara, teknoloji ve silahlı kuvvetlere her zaman sahip olacaktık.</p>
<p> </p>
<p>   Filistin’e el sürülemeyecekti. Asla…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.diyarbakiradd.org/kemal-pasa-avrupayi-ihtar-ediyor-%e2%80%9cfilistine-el-surulemez%e2%80%9d-erol-sarial/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Özür Dileyenleri Kınıyoruz! &gt;TUSAM Ulusal Güvenlik Stratejileri Araştırma Merkezi&#8217;nin &#8220;Özür Dileyenleri Kınıyoruz&#8221; Bildirisi</title>
		<link>http://www.diyarbakiradd.org/ozur-dileyenleri-kiniyoruz/</link>
		<comments>http://www.diyarbakiradd.org/ozur-dileyenleri-kiniyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2008 20:27:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kadro1923</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Tanıtım]]></category>

		<category><![CDATA[ustalan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.diyarbakiradd.org/?p=813</guid>
		<description><![CDATA[ 
DEDELERİMİZE “KATİL” DİYEN ERMENİLERDEN NİÇİN ÖZÜR DİLEYECEĞİZ?


BÜYÜK TÜRK MİLLETİ,


Evet, öncesi ve sonrası ile 1915 yaşanan bir “büyük felaket”in adıdır. Felaketi yaşayan da Müslüman Türk Milleti’dir: Amerikalı nüfus bilimci Prof. Dr. Justin McCARTHY; 1821 Yunan İsyanı’ndan 1922 Milli Mücadele’nin sonuna kadar geçen yüz yıl içinde toplam 5.060.000 Müslüman Türk’ün “öldürüldüğünü”; 5.381.000 Müslüman Türk’ün de “göçe çıkarıldığını” belirtmektedir.
Yerli ve yabancı bütün arşiv belgelerinin, tarafsız bilimsel araştırmaların ortaya çıkardığı tarihi gerçek felakete maruz kalanın Ermeniler değil, Türkler olduğudur. Dört yüz yıl Osmanlı Devleti’nin her türlü hakkı tanıyarak içinde yaşattığı Ermeniler; emperyalist güçlerin yüzyıllardan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p class="MsoNormal"><strong><span><img class="alignleft size-full wp-image-814" title="24102007185130" src="http://www.diyarbakiradd.org/wp-content/uploads/2008/12/24102007185130.jpg" alt="24102007185130" width="289" height="288" />DEDELERİMİZE “KATİL” DİYEN ERMENİLERDEN NİÇİN ÖZÜR DİLEYECEĞİZ?</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span><br />
</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span>BÜYÜK TÜRK MİLLETİ,</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span><br />
</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span>Evet, öncesi ve sonrası ile 1915 yaşanan bir “<em>büyük felaket</em>”in adıdır. Felaketi yaşayan da Müslüman Türk Milleti’dir: Amerikalı nüfus bilimci Prof. Dr. Justin McCARTHY; 1821 Yunan İsyanı’ndan 1922 Milli Mücadele’nin sonuna kadar geçen yüz yıl içinde toplam 5.060.000 Müslüman Türk’ün “<em>öldürüldüğünü</em>”; 5.381.000 Müslüman Türk’ün de “<em>göçe çıkarıldığını</em>” belirtmektedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span>Yerli ve yabancı bütün arşiv belgelerinin, tarafsız bilimsel araştırmaların ortaya çıkardığı tarihi gerçek felakete maruz kalanın Ermeniler değil, Türkler olduğudur. Dört yüz yıl Osmanlı Devleti’nin her türlü hakkı tanıyarak içinde yaşattığı Ermeniler; emperyalist güçlerin yüzyıllardan beri Türk milleti üzerindeki hain emellerinin bir tezahürü olarak ihanet içine düşürülmüşlerdir. Bu nedenle de Birinci Dünya Savaşı öncesinde 36, savaş sırasında da 17 büyük isyan ve terör olayına kalkışmışlardır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span>Mustafa Kemal’in önderliğinde yeniden doğan ve ayağa kalkan Türk milletini bir türlü hazmedemeyen emperyalist güçler, dün olduğu gibi bugün de Türk Milletinin onur ve şerefini bir insanlık suçu olan “<em>soykırım</em>” ile lekelemek istemektedirler. Dün Ermeni Taşnak, Hınçak ve ASALA terör örgütlerini kullanan emperyalizm bugün yine Ermeniler üzerinden bu lekeleme kampanyasını sürdürmektedir. Halbuki, Ermeniler eğer bugün yaşıyorlarsa varlıklarını Türk milletinin binlerce yıllık engin merhametine, adaletine ve hoşgörüsüne borçludurlar. Esasen bu olgu bile “<em>soykırım</em>” iddialarına karşı tek başına en somut cevaptır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span>Bütün bu gerçekler ışığında Ermenilerden niçin özür dileyeceğiz?</span></p>
<ul style="text-align: justify;" type="disc">
<li class="MsoNormal"><span>Emperyalistlerle      işbirliği yaparak yüzyıllarca bir arada yaşadıkları Türk Milletine ihanet      edip, arkadan vurdukları için mi?</span></li>
<li class="MsoNormal"><span>Doğu      Anadolu ve Kafkasya’da 1.600.000 Müslüman Türk’ün katledilmesine ve      1.170.000 Müslüman Türk’ün göç ettirilmesine sebep oldukları için mi?</span></li>
<li class="MsoNormal"><span>ASALA ve      “Adalet Komandoları” adlı Ermeni terör örgütlerinin 1974’ten 1986 yılına      kadar sürdürdükleri eylemlerde 34’ü dışişleri mensubu olmak üzere 70      kişiyi öldürdükleri ve 574 kişiyi yaraladıkları için mi?</span></li>
<li class="MsoNormal"><span>Kardeş      Azerbaycan topraklarını işgal ettikleri için mi?</span></li>
<li class="MsoNormal"><span>1992      yılında Hocalı’da çoluk çocuk, yaşlı demeden binlerce Azerbaycan Türkü’nü      katlettikleri için mi?</span></li>
<li class="MsoNormal"><span>Bütün      bunlara rağmen tarihi de tahrif ederek dedelerimize “katil”, “soykırımcı”      yaftasını yapıştırmaya çalıştıkları için mi?</span></li>
</ul>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span>Hayır! Biz bu oyuna gelmeyeceğiz…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span>YÜCE TÜRK MİLLETİ,</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span>Al Bayrağının altına sığınan dini, dili, ırkı ne olursa olsun bağrına bastığın, en müşkül anlarında bile elinden tuttuğun insanların zaman zaman sırtlarını emperyalistlere dayayıp karşına geçerek senden hesap sormaya çalışması seni şaşırtmamalı… Sen bu işbirlikçi hainleri zaten derin tarihi tecrübenle tanıyorsun… Damarlarında akan kandan ve kimliklerinden şüphesi olan “<em>sözde aydınların</em>” senin onurunu ve çocuklarının geleceğini lekelemelerine izin vermeyeceğini biliyoruz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span>Gün, tarihimize, kimliğimize ve milli çıkarlarımıza sahip çıkma günüdür… Çünkü “<em>özür dilemek</em>” gibi masumane bir gerekçe ile başlatılan bu süreç, “<em>tazminat</em>” ve “<em>toprak talebi</em>” ile devam edecek, bekasımıza kastedecek bir sonuca doğru gidecektir…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span>Bu ihanete karşı birlik ve beraberliğimiz muhafaza ederek, sesimizi yükseltmek hem ecdadımıza hem de çocuklarımıza karşı milli bir görevdir. Dik duralım, ihanet oyununu bozalım, kimliğimize ve onurumuza sahip çıkalım.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span>Eğer sizde &#8220;<em>Sözde Ermeni Soykırımını</em>&#8221; için özür dileyen &#8220;<em>sözde aydınları</em>&#8221; kınıyorsanız<br />
lütfen aşağıdaki bağlantıya tıklayınız.<br />
</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span><a href="http://www.ozurdileyenlerikiniyoruz.com/kiniyorum.php" target="_blank"><img src="http://www.ozurdileyenlerikiniyoruz.com/images/UstBanner.gif" alt="" width="596" height="45" /></a><br />
</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span><br />
</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.diyarbakiradd.org/ozur-dileyenleri-kiniyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Can Dündar, ‘İşbirlikçiler’ Belgeselini Yapar mı?-Erol Manisalı</title>
		<link>http://www.diyarbakiradd.org/can-dundar-%e2%80%98isbirlikciler%e2%80%99-belgeselini-yapar-mi-erol-manisali/</link>
		<comments>http://www.diyarbakiradd.org/can-dundar-%e2%80%98isbirlikciler%e2%80%99-belgeselini-yapar-mi-erol-manisali/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2008 22:42:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kadro1923</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Güncel Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.diyarbakiradd.org/?p=810</guid>
		<description><![CDATA[ 
 
“Osmanlı Cumhuriyeti” filmini gördükten sonra aklıma geldi. Acaba Türkiye’nin “Casablanca’sı” yapılabilir mi? Bir “Ergenekon” filmi düşünün, yalnız Türkiye’yi değil bölgeyi, dünyadaki çatışmaları, insanlığı, gücü, kavgayı, demokrasiyi ve faşizmi anlatırcasına…
- Humphrey Bogard Casablanca’da gönlü, aklı, ruhu faşizme karşı direnişçilerin yanında olan sessiz bir antiemperyalistti&#8230; Ve yapması gerekeni yaptı…

- Türkiye’deki işbirlikçileri anlatan bir film düşünebiliyor musunuz? Mesela diyorum Can Dündar, Mustafa’nın ardından bir film yapmış, adını da “İşbirlikçiler” koymuş. Satılmışların hepsini, üstelik Alfred Hitchcock gibi, kendini de içine dahil ederek, bir bir anlatıyor… Amerika’nın, Brüksel’in kucağına oturan siyasileri, gençlik yıllarından alıp sergiliyor… Sonra dincileri, kapitalist uşaklarını, hepsini belgeselinde sunuyor. Baş oyuncu Tuncay Güney, yani onu oynayan, “light” CIA kılıklı biri…
Liboşları, sahtekâr ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><em><img class="alignleft size-full wp-image-811" title="osmanli" src="http://www.diyarbakiradd.org/wp-content/uploads/2008/12/osmanli.jpg" alt="osmanli" width="248" height="248" />“</em><em>Osmanlı Cumhuriyeti</em><em>” </em><span>filmini gördükten sonra aklıma geldi. Acaba Türkiye</span><span>’</span><span>nin </span><em>“</em><em>Casablanca</em><em>’</em><em>sı</em><em>”</em><span> yapılabilir mi? Bir </span><em>“</em><em>Ergenekon</em><em>” </em><span>filmi düşünün, yalnız Türkiye</span><span>’</span><span>yi değil bölgeyi, dünyadaki çatışmaları, insanlığı, gücü, kavgayı, demokrasiyi ve faşizmi anlatırcasına</span><span>…</span></p>
<p><span>- </span><strong>Humphrey Bogard </strong><span>Casablanca</span><span>’</span><span>da gönlü, aklı, ruhu faşizme karşı direnişçilerin yanında olan sessiz bir antiemperyalistti&#8230; Ve yapması gerekeni yaptı</span><span>…<span id="more-810"></span><br />
</span></p>
<p><span>- Türkiye</span><span>’</span><span>deki işbirlikçileri anlatan bir film düşünebiliyor musunuz? Mesela diyorum </span><strong>Can Dündar, </strong><span>Mustafa</span><span>’</span><span>nın ardından bir film yapmış, adını da </span><em>“</em><em>İşbirlikçiler</em><em>” </em><span>koymuş. Satılmışların hepsini, üstelik </span><strong>Alfred Hitchcock </strong><span>gibi, kendini de içine dahil ederek, bir bir anlatıyor</span><span>…</span><span> Amerika</span><span>’</span><span>nın, Brüksel</span><span>’</span><span>in kucağına oturan siyasileri, gençlik yıllarından alıp sergiliyor</span><span>…</span><span> Sonra dincileri, kapitalist uşaklarını, hepsini belgeselinde sunuyor. Baş oyuncu </span><strong>Tuncay Güney, </strong><span>yani onu oynayan, </span><em>“</em><em>light</em><em>” </em><span>CIA kılıklı biri</span><span>…</span></p>
<p><strong>Liboşları, sahtekâr köşe yazarlarını, sermaye, din, kirletilmiş siyaset satıcılarını anlatıyor</strong><strong>…</strong></p>
<p><span>Bir başyapıt olurdu bu; düşünebiliyor musunuz; medyadaki, siyasetteki, üniversitedeki işbirlikçilerin bir bir sergilenişini</span><span>…</span></p>
<p><strong>- Niçin değiştiler?</strong></p>
<p><strong>- Nasıl değiştiler?</strong></p>
<p><strong>- Kimin için değiştiler?</strong></p>
<p><span>Bir tiyatro sahnesi gibi hepsini yerli yerine cuk oturtursunuz. O pişmiş kelle gibi kameralara ekranlarda sırıtan siyasileri; özel uçaklara, özel konutlara, özel olan her şeye davet edilen </span><em>“</em><em>gazeteci kılığına girmiş</em><em> </em><em>şarlatanları, CIA uzantılarını, göbeğini kaşıyan şişko sakallıları, sömürgecilerin emrindeki, sözde akademik kulları</em><em>…”</em></p>
<p><span>Sonra düşündüm;</span></p>
<p><strong>- Kim yapar?</strong></p>
<p><strong>- Neden yapar?</strong></p>
<p><strong>- Nasıl yapar diye, biraz zorlandım</strong><strong>…</strong></p>
<p><span class="H4"><span>Yanıtlar hazırdı…</span></span></p>
<p><span>- Ben insanım, aydınım, ahlaklıyım ve de sanatçıyım diyebilen biri</span><span>…</span></p>
<p><strong>- Nâzım </strong><span>gibi, </span><strong>“</strong><strong>Ben sömürgeciye, işgale, faşizme karşıyım</strong><strong>” </strong><span>diyen bir</span><strong> </strong><span>sanatçı.. Mesela</span><span>…</span></p>
<p><span>- </span><em>“</em><em>Toplum adına, insanlık adına, ülkem adına</em><em>” </em><span>diyebilen birileri çıkmaz mı</span><span>…</span><span> Herkes sistemin esiri mi oldu, 70 milyon insan? </span><em>“</em><em>Biz sürü değiliz ki</em><em>” </em><span>diye düşünen, başını, yumruğunu göğe kaldıran biri, birileri yok mu?</span></p>
<p><span>- Aslında 70 milyonun büyük çoğunluğu böyle düşünüyor, varız diyor; 70 milyonun her biri, </span><em>“</em><em>kendi hariç</em><em>” </em><span>herkesi görüyor</span><span>…</span><span> Gökyüzünden inecek bir kutsal güç beklercesine</span><span>…</span><span> Papa ne demiş</span><span>; </span><em>“</em><em>Açları Allah kurtarsın</em><em>” </em><span>demiş</span><span>…</span></p>
<p><span>70 milyon beklerken birileri de</span><strong>, “</strong><strong>Yahu beklemenize gerek yok, zaten çoktan indi, biz onun temsilcileriyiz</strong><strong>” </strong><span>demiyorlar mı</span><span>?</span></p>
<p><span class="H4"><span>Akıl, bilim, ahlak</span></span></p>
<p><strong>Sanat da siyaset de akıl, bilim ve ahlak ister. Ancak bu üç şeyi birlikte ister. Biri eksik olursa diğer ikisi hiç işe yaramaz, çöpe atmak gerekir</strong><strong>…</strong></p>
<p><span>- Kimi tanıdıklarım, bildiklerim var; akılları, bilgileri yerli yerindedir ama </span><em>“</em><em>ahlaken eksik kalmışlardır</em><em>”. </em><span>En kötüsü bunlar, bilgiyi ve aklı toplum zararına kullanırlar. Bunlara</span><em>“</em><em>halk düşmanı</em><em>” </em><span>demek doğru olur</span><span>…</span><span> Atom bombası fizikçiye Nobel kazandırır, ama milyonlarca insanı da yok eder, onun gibi</span><span>…</span></p>
<p><span>Romancılarımıza, yönetmenlerimize ve diğerlerine büyük görevler düşüyor. Türkiye</span><span>’</span><span>nin yaşamakta olduğu toplumsal süreci bütün boyutlarıyla Türk ve dünya kamuoyuna yansıtmalılar.</span></p>
<p><span>Akıl, bilim ve ahlak kuralları içinde, emperyalizme hizmet etmeden, işbirlikçilerin safına katılmadan sömürü düzeni ve faşizme karşı, bu süreci bütün boyutlarıyla yansıtmalılar. Ressam resmine, heykeltıraş heykeline, şair şiirine, romancı romanına, yönetmen filmine tırnaklarıyla, aklıyla, insanlığıyla kazımalı bunu bilincimize, bir Nâzım gibi devleşmeli sanatta, düşüncede, edebiyatta</span><span>…</span></p>
<p><span>Turgut Özakman’ın başına gelen…</span></p>
<p><strong>Özakman</strong><strong>’</strong><span>ın 9 Aralık 2008</span><span>’</span><span>de Cumhuriyet</span><span>’</span><span>te başlayan dizisini okuyunca Can Dündar</span><span>’</span><span>ın </span><em>“</em><em>İşbirlikçiler</em><span>”</span><span> belgeselini yapamayacağına karar verdim.</span></p>
<p><span>Kimileriniz içinden </span><em>“</em><em>günaydın Erol Hoca</em><em>” </em><span>diyeceklerdir. Tabii ki bunu en baştan ben de biliyordum, ama elime yazılı bir kanıt geçmeliydi. Arkadan vurduklarının, darbeyi yiyen Özakman tarafından Cumhuriyet</span><span>’</span><span>te, yazılı bir belge olarak ortaya konması, cinayeti ispatlıyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Mustafa</span><span>’</span><span>dan işbirlikçilere uzanan yoldaki faşist karartmayı hep birlikte aydınlığa dönüştürmek zorundayız</span><span>…</span><span> Bu sorumluluk hepimizin, 70 milyonun.. kimse gökten zembille bir kurtarıcının geleceğini beklemesin</span><span>…</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.diyarbakiradd.org/can-dundar-%e2%80%98isbirlikciler%e2%80%99-belgeselini-yapar-mi-erol-manisali/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Turgut Özakman Can Dündar&#8217;ın &#8216;Mustafa&#8217;sını Cumhuriyet İçin Kaleme Aldı</title>
		<link>http://www.diyarbakiradd.org/turgut-ozakman-can-dundarin-mustafasini-cumhuriyet-icin-kaleme-aldi/</link>
		<comments>http://www.diyarbakiradd.org/turgut-ozakman-can-dundarin-mustafasini-cumhuriyet-icin-kaleme-aldi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Dec 2008 15:13:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kadro1923</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Turgut Özakman'ın Kaleminden: "MUSTAFA"]]></category>

		<category><![CDATA[ustalan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.diyarbakiradd.org/?p=807</guid>
		<description><![CDATA[ 

Bu yazıyı Mustafa filmi hakkındaki düşüncelerimi genişçe açıklamak, Can Dündar’ı bir kez daha uyarmak ve özellikle öğretmenlerimizi ve öğrencilerimizi bilgilendirmek için yazıyorum.

‘Can’ın reklam kokan yazısından rahatsız oldum’
CAN’A GÜVENİM SOLUP GİTTİ
Düz bir çizgi halindeki ‘Mustafa’da Atatürk’ün emperyalizmle mücadelesinden hiç söz edilmiyor
‘Mustafa’ bir Can Dündar filmi; amacı gerçeği anlatmak olan belgesele uymuyor.Yanlış, çarpıtma, sulandırma var
Filmdeki gerçek Atatürk değil
Dündar’ın ‘Mustafa’ filminin en büyük kusuru Atatürk’ü anlatan iki önemli olguyu yansıtmaması:Kurtuluş ve çağdaşlaşma
Laikliğin üzerinde bile durulmamış
ÖRNEK DAVRANIŞLARI PERDEYE YANSIMAMIŞ
Adı bile Atatürk’e yabancı
Çanakkale hiç anlatılmıyor
ATATÜRK MEÇHULE DEĞİL HALKINA GİTTİ
Karanlıktan korkmazdı
Cumhuriyet coşkusu yok, halk yok, devrimler ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-808" title="14896" src="http://www.diyarbakiradd.org/wp-content/uploads/2008/12/14896.jpg" alt="14896" width="300" height="225" /></p>
<p>Bu yazıyı Mustafa filmi hakkındaki düşüncelerimi genişçe açıklamak, Can Dündar’ı bir kez daha uyarmak ve özellikle öğretmenlerimizi ve öğrencilerimizi bilgilendirmek için yazıyorum.</p>
<ul>
<li>‘Can’ın reklam kokan yazısından rahatsız oldum’</li>
<li>CAN’A GÜVENİM SOLUP GİTTİ</li>
<li>Düz bir çizgi halindeki ‘Mustafa’da Atatürk’ün emperyalizmle mücadelesinden hiç söz edilmiyor</li>
<li>‘Mustafa’ bir Can Dündar filmi; amacı gerçeği anlatmak olan belgesele uymuyor.Yanlış, çarpıtma, sulandırma var<span id="more-807"></span></li>
<li>Filmdeki gerçek Atatürk değil</li>
<li>Dündar’ın ‘Mustafa’ filminin en büyük kusuru Atatürk’ü anlatan iki önemli olguyu yansıtmaması:Kurtuluş ve çağdaşlaşma</li>
<li>Laikliğin üzerinde bile durulmamış</li>
<li>ÖRNEK DAVRANIŞLARI PERDEYE YANSIMAMIŞ</li>
<li>Adı bile Atatürk’e yabancı</li>
<li>Çanakkale hiç anlatılmıyor</li>
<li>ATATÜRK MEÇHULE DEĞİL HALKINA GİTTİ</li>
<li>Karanlıktan korkmazdı</li>
<li>Cumhuriyet coşkusu yok, halk yok, devrimler yok ama Atatürk’ü anlatmayan şeyler çok. Hangi birini düzelteyim&#8230;</li>
<li>Bunlar tarih denizine girip de hiç yüzmemişler, kıyıda ayaklarını ıslatmışlar sadece.</li>
<li>Beş yıldızlı bir çarpıtma</li>
<li> Altını çize çize söylüyorum, Atatürk’ün de, Cumhuriyetin de dinle, dindarla bir sorunu olmamıştır. Birçok olaylar uydurarak tersini iddia edenler, Atatürk karşıtı dincilerdir. <a href="http://www.diyarbakiradd.org/kategori/turgut-ozakmanin-kaleminden-mustafa/">   </a><a href="http://www.diyarbakiradd.org/kategori/turgut-ozakmanin-kaleminden-mustafa/">http://www.diyarbakiradd.org/kategori/turgut-ozakmanin-kaleminden-mustafa/</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.diyarbakiradd.org/turgut-ozakman-can-dundarin-mustafasini-cumhuriyet-icin-kaleme-aldi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>‘Sahiden filmi beğendiniz mi?’</title>
		<link>http://www.diyarbakiradd.org/%e2%80%98sahiden-filmi-begendiniz-mi%e2%80%99/</link>
		<comments>http://www.diyarbakiradd.org/%e2%80%98sahiden-filmi-begendiniz-mi%e2%80%99/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Dec 2008 15:04:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kadro1923</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Turgut Özakman'ın Kaleminden: "MUSTAFA"]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.diyarbakiradd.org/?p=806</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazıyı Mustafa filmi hakkındaki düşüncelerimi genişçe açıklamak, Can Dündar’ı bir kez daha uyarmak ve özellikle öğretmenlerimizi ve öğrencilerimizi bilgilendirmek için yazıyorum
Mustafa filminin 28 Ekim Salı günkü Ankara galasına, erteleme şansımın olmadığı bir toplantı nedeniyle katılamadım. Cumhuriyet haftası dolayısıyla 1 Kasım’a kadar her gün doluydum, filmi izleyemeden, kitap fuarına ve bazı etkinliklere katılmak için İstanbul’a gittim. Film hakkındaki tartışmalar başlamıştı. Tepki giderek yoğunlaşıyordu.
Programım öyle sıkışıktı ki İstanbul’da fırsat bulup filmi göremedim. Görüşümü soran değerli yayıncılardan, filmi izleyemediğimi söyleyerek af diliyordum.
Filmi izlemediğimi bilen sevgili Uğur Dündar, Atatürk ve Milli Mücadele hakkındaki yalan ve yanlış ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="H4"><span>Bu yazıyı Mustafa filmi hakkındaki düşüncelerimi genişçe açıklamak, Can Dündar’ı bir kez daha uyarmak ve özellikle öğretmenlerimizi ve öğrencilerimizi bilgilendirmek için yazıyorum</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Mustafa filminin 28 Ekim Salı günkü Ankara galasına, erteleme şansımın olmadığı bir toplantı nedeniyle katılamadım. Cumhuriyet haftası dolayısıyla 1 Kasım</span><span>’</span><span>a kadar her gün doluydum, filmi izleyemeden, kitap fuarına ve bazı etkinliklere katılmak için İstanbul</span><span>’</span><span>a gittim. Film hakkındaki tartışmalar başlamıştı. Tepki giderek yoğunlaşıyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Programım öyle sıkışıktı ki İstanbul</span><span>’</span><span>da fırsat bulup filmi göremedim. Görüşümü soran değerli yayıncılardan, filmi izleyemediğimi söyleyerek af diliyordum.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Filmi izlemediğimi bilen sevgili </span><strong>Uğur Dündar</strong><span>, </span><strong>Atatürk</strong><span> ve Milli Mücadele hakkındaki yalan ve yanlış genel iddialar hakkında bir program yapmayı önerdi. Yakın tarihimizle ilgili sahte tarihler, hatta ansiklopediler var. Tarihini böylesine çarpıtan, gerçeğin yerine sahtesini geçirmeye çalışan bir başka millet var mıdır? Bu bize özgü, utanç verici bir durum. (Bu konuda 750 sayfalık bir çalışmam var: Vahidettin, M.Kemal ve Milli Mücadele). Son zamanlarda yeni kuşak iddiaların da üretildiğini görmekteydim. Öneriyi memnunlukla kabul ettim. Arena programında eski, yeni bazı uydurma iddiaları sordular, ben de yanıtladım. Program 10 Kasım Pazartesi gecesi yayımlandı</span><span>.</span></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span>400’DEN FAZLA MAİL</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>11 Kasım Salı günü Ankara</span><span>’</span><span>ya döndüm.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Bilgisayarıma büyük çoğunluğu Mustafa filmini kınayan 400</span><span>’</span><span>den fazla mail yağmıştı. Bazılarına göz attım. Şaşırdım. Çok düşündürücü iddialar ileri sürülüyordu. Birikmiş gazetelere baktım. Aynı gün Kanal D</span><span>’</span><span>den telefon ettiler, 32. Gün için çağırdılar. Konu Mustafa filmiydi, </span><strong>Can Dündar</strong><strong>’</strong><span>la filmi konuşacaktık. Yeniden İstanbul</span><span>’</span><span>a gidemeyecek kadar yorgundum. Af diledim. Sayın </span><strong>M.Ali Birand</strong><span> anlayış gösterdi, </span><strong>“</strong><strong>Öyleyse biz Ankara</strong><strong>’</strong><strong>ya geliriz</strong><strong>”</strong><span> dedi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“</strong><strong>Daha filmi göremedim ki.</strong><strong>”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“</strong><strong>Can Dündar yarın sabah filmin CD</strong><strong>’</strong><strong>sini alıp size, eve gelecek. Birlikte izlemenizi istiyor. Sonra programı çekeriz.</strong><strong>”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“</strong><strong>Peki.</strong><strong>”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Ertesi sabah bir TV</span><span>’</span><span>de programım vardı. Öğlene doğru eve döndüm. Az sonra da sevgili Can Dündar geldi. Kucaklaştık. Filmin CD</span><span>’</span><span>sini getirmişti. Ekranın karşısına geçtik. TV</span><span>’</span><span>den bir de kameraman göndermişler. Birkaç dakika bizi filmi izlerken çekti.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Can Dündar</span><span>’</span><span>ın sayın annesi ile Basın Yayın Genel Müdürlüğü İç Basın Şubesi</span><span>’</span><span>nde birkaç yıl birlikte çalışmıştık. Çok nazik, çok seviyeli bir genç hanımefendiydi. Kadromuz bir aile gibiydi. Can Dündar</span><span>’</span><span>ı bu nedenle biraz da evladımız gibi severiz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Film Atatürk</span><span>’</span><span>ü işleyen, iddialı, tartışmalı bir filmdi. </span><strong>“</strong><strong>Bak..</strong><strong>”</strong><span> dedim,</span><strong>“</strong><strong>&#8230;Beğenmezsem söylerim. Ona göre.</strong><strong>”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“</strong><strong>Elbette hocam.</strong><strong>”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Filmi izlemeye başladık. Yaklaşık 20 dakika sonra, ilk kanımı söylemek için filmi durdurmasını rica ettim. Bu noktaya kadar filmde, yazılan ve maillerde yer alan ağır eleştirilere, büyük suçlamalara hak verdirecek hiçbir sahne yoktu. Çekimleri, yönetimi de beğenmiştim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Filmin başında M.Kemal</span><span>’</span><span>in, üç yaşındayken ölen kardeşinin cesedinin çakallar tarafından parçalandığını yansıtan bir korku filmi sahnesi vardı. Bu sahne ve anlatım beni tedirgin etmişti ama bunun olumlu bir anlama dönüştürüleceği umuduyla sustum. Bu konuya yeniden döneceğim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>İzlediğimiz noktaya kadar suçlanacak, eleştirilecek bir sahne görmemiştim. Bu bölümle ilgili eleştiriler bana haksız geldi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span>SON BÖLÜM HER İNSANI YARALAMIŞTIR</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Ama M.Kemal</span><span>’</span><span>in Sofya</span><span>’</span><span>ya askeri ateşe olarak gönderildiğinin açıklanmasından sonra filmde yanlışlar, abartılar, eksikler, saptırmalar, haksızlıklar, yersizlikler, küçültücü anlatımlar, resimler belirmeye başladı. Sona doğru arttı. Son bölüm şaşırtıcıydı. Her duyarlı insanı yaralamıştır sanıyorum.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Filmdeki güzellikleri, teknik başarıları da, yanlışları, olumsuzlukları da ilk görüşte görebildiğim, anlayabildiğim kadar söyledim. Düzeltmesini istedim. Bazı olumsuzlukları ise program çekimine geç kalmamak için not etmekle yetindim. Program çekiminde değinirim diye düşündüm.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Can Dündar beni çok efendice dinledi, değindiğim hususları kabul etti, yanlışları düzelteceğine de söz verdi. Doğrusu da buydu. Türkiye</span><span>’</span><span>de Milli Mücadele, Cumhuriyet dönemi ve Atatürk hakkında insafsız, kuyruklu, çıngıraklı, rezilce yalanlar söylenip yazılırken Atatürk ve dönemi yanlış ve eksik anlatılamazdı. Yanlış anlatım yalancıların, sahte tarihçilerin, kara çalıcıların ekmeğine yağ-bal sürmek olurdu. Tarihimizin ve 20. yüzyılın en büyük insanlarından biri söz konusuydu. Hele eser, </span><strong>‘</strong><strong>belgesel</strong><strong>’</strong><span> diye nitelenen bir film ise, her kare ve her sözcük, tarihe ve gerçeğe dayanmalıydı</span><span>.</span></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span>‘KEŞKE SİZE DANIŞSAYMIŞIM’</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Can büyük bir içtenlikle, </span><strong>“</strong><strong>Keşke size danışsaymışım</strong><strong>”</strong><span> demek inceliğini gösterdi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Saat 15.00</span><span>’</span><span>e doğru filmi izleme sona erdi. Can gitti. Pek az sonra da televizyondan yollanan araç geldi. Dinlenemeden çekim yapılacak yere gittim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Ben sayın M.Ali Birand</span><span>’</span><span>ın yönetiminde Can</span><span>’</span><span>la benim katılacağım ikili bir program yapacağımızı sanıyordum. Bu genişçe konuşulacak, olumlu sonuçlar verecek bir program olurdu. Programa 6 kişinin katılacağını orada öğrendim. İlke olarak böyle kalabalık programlara katılmam. Hiç katılmadım. Gerçekler, laflamaların altında ezilip kalıyor. Geri dönmek şık olmayacaktı, programa katıldım. Çekim yapıldı</span><span>.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Payıma düşen süre içinde filmin eksiklerini, yanlışlarını yumuşak bir üslup içinde, emeğe saygımı koruyarak özetledim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Program ertesi günü, perşembe gecesi yayımlanacaktı</span><span>.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.diyarbakiradd.org/%e2%80%98sahiden-filmi-begendiniz-mi%e2%80%99/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>‘Can’ın reklam kokan yazısından rahatsız oldum’</title>
		<link>http://www.diyarbakiradd.org/%e2%80%98can%e2%80%99in-reklam-kokan-yazisindan-rahatsiz-oldum%e2%80%99/</link>
		<comments>http://www.diyarbakiradd.org/%e2%80%98can%e2%80%99in-reklam-kokan-yazisindan-rahatsiz-oldum%e2%80%99/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Dec 2008 15:03:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kadro1923</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Turgut Özakman'ın Kaleminden: "MUSTAFA"]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.diyarbakiradd.org/?p=805</guid>
		<description><![CDATA[Perşembe sabahı, daha gazetelere bakamadan, telefonum art arda çalmaya başladı. Can Dündar’ın Milliyet gazetesinde bir gün önce filmi birlikte izlediğimizi anlatan bir yazısının yayımlandığını bildiriyorlardı. Yazıdan filmi beğendiğim anlaşılıyor olmalı ki ısrarla şunu soruyorlardı: Sahi filmi o kadar beğenmiş miydim?
Yazı, filmi birlikte izlediğimizi gösteren iki de resimle süslenmişti. İlk paragrafışöyleydi: “Geçen gün Turgut Özakman’ı televizyonda bizim Mustafa filminden sahneler üzerinde yorum yaparken görünce çok üzülmüştüm. Çünkü filmi izlemediğini biliyordum.”
 
CAN’A GÜVENİM SOLUP GİTTİ
İddiasına göre ben filmi izlemeden“Mustafa filminden sahneler üzerinde yorum yapmışım”. Oysa evde, söz açılınca, Arena programında sadece bana sorulan yeni, eski ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span>Perşembe sabahı, daha gazetelere bakamadan, telefonum art arda çalmaya başladı. Can Dündar</span><span>’</span><span>ın Milliyet gazetesinde bir gün önce filmi birlikte izlediğimizi anlatan bir yazısının yayımlandığını bildiriyorlardı. Yazıdan filmi beğendiğim anlaşılıyor olmalı ki ısrarla şunu soruyorlardı: Sahi filmi o kadar beğenmiş miydim?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Yazı, filmi birlikte izlediğimizi gösteren iki de resimle süslenmişti. İlk paragrafı</span><span>şöyleydi: </span><strong>“</strong><strong>Geçen gün </strong><span>Turgut Özakman</span><span>’</span><strong>ı televizyonda bizim Mustafa filminden sahneler üzerinde yorum yaparken görünce çok üzülmüştüm. Çünkü filmi izlemediğini biliyordum.</strong><span>”</span></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span>CAN’A GÜVENİM SOLUP GİTTİ</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>İddiasına göre ben filmi izlemeden</span><strong>“</strong><strong>Mustafa filminden sahneler üzerinde yorum yapmışım</strong><strong>”</strong><span>. Oysa evde, söz açılınca, Arena programında sadece bana sorulan yeni, eski yalan ve yanlış iddialara yanıt verdiğimi kendisine anlatmıştım. Buna rağmen 32. Gün</span><span>’</span><span>ün çekimi sırasında da ayıp ederek bu yakışıksız iddiayı yinelemiş, beni bu gerçeği program içinde bir daha açıklamak zorunda bırakmıştı. Durumu iki kez açıklamış olmama rağmen yazısının başında, bu iddiayı yine ileri sürüyordu. Kendisine duyduğum güven solup gitti. Kimi efendi insanlar direksiyona geçince canavarlaşır, kimi kaleme sarılınca böyle saygısız olur!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Yazının girişi ve genel havası, filmi çok beğendiğim izlenimini vermekteydi. Can filmi eleştirdiğimi de belirtiyordu ama neleri, nasıl, ne kadar eleştirdiğimi sessiz geçmişti.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Bu reklam kokan yazıdan olağanüstü rahatsız olduğumu belirtmeliyim. Bu benim hiç hoş görmeyeceğim bir cinlik. Asla çiğnenmeyecek nezaket, saygı ve güven kuralları vardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Gece yarısından sonra yayımlanacak olan programı izleyebilenler doğruyu öğreneceklerdi ama izleyemeyenler, ne düşüneceklerdi? Hâlâ telefonla, maille sorup duruyorlar: </span><strong>“</strong><strong>Siz, Can Dündar</strong><strong>’</strong><strong>ın yazdığı gibi sahiden filmi beğendiniz mi?</strong><strong>”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span>ÜRKÜTEN YANLIŞLAR, EKSİKLİKLER</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>16 Kasım Pazar akşamı (19.00 seansı), filmi telaş etmeden, bir daha ve büyük perdede seyretmek için eşimle birlikte sinemaya gittim, çok dikkatle, not alarak izledim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>İlk izleyişte, belki yoğun İstanbul günlerinin yorgunluğundan, belki Can</span><span>’</span><span>la dostça konuşa konuşa izlediğimizden, bazı hususları atlamışım. Bu izleyişte, dikkatimden kaçmış büyük boşluklar ve yeni olumsuzluklar fark ettim.</span><span> </span><span>Bilgilerimi, izlenimlerimi birleştirdim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Film genel yaklaşımı, yanlışları ve eksikleri ile beni düşündürdü. Artarak, şaşırtarak, üzerek, ürküterek düşündürmeyi sürdürüyor.</span><span> </span><span>Bu yazıyı yazmak için Can</span><span>’</span><span>ın röportajlarını ve açıklamalarını buldum. Genç Bakış ve 32. Gün</span><span>’</span><span>ün kayıtlarını birkaç kez izledim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Bu yazıyı film hakkındaki düşüncelerimi genişçe açıklamak, Can</span><span>’</span><span>ı bir kez daha uyarmak ve özellikle sevgili öğretmenlerimizi ve öğrencilerimizi bilgilendirmek için yazıyorum.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Yazımı gerektikçe soru-yanıt biçiminde sürdüreceğim.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.diyarbakiradd.org/%e2%80%98can%e2%80%99in-reklam-kokan-yazisindan-rahatsiz-oldum%e2%80%99/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Filmin ana fikri yok</title>
		<link>http://www.diyarbakiradd.org/filmin-ana-fikri-yok/</link>
		<comments>http://www.diyarbakiradd.org/filmin-ana-fikri-yok/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Dec 2008 14:46:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kadro1923</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Turgut Özakman'ın Kaleminden: "MUSTAFA"]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.diyarbakiradd.org/?p=804</guid>
		<description><![CDATA[Düz bir çizgi halindeki ‘Mustafa’da Atatürk’ün emperyalizmle mücadelesinden hiç söz edilmiyor   
Filmin ana fikri yok
Filmin anlatım sanatı bakımından çok ciddi bir eksikliği var: Filmde tema (ana fikir ) yok. Tema, kural olarak, bir yargı cümlesidir. Eser temayı kanıtlamak, anlatmak için var edilir. Tema bütün esere yön verir, konuyu çerçeveler, anlatımı toparlar, sanatsal disiplin altına alır. Mustafa’da genel bir tema yok; denilebilir ki her aşamada değişen temalar, motifler var. Omurgasızlığın, dağınıklığın, eksikliklerin, iç çelişkilerin, konunun gelişip ilerleyememesinin, final coşkusuna yürüyememesinin ana nedeni bu.  
Anlatım sanatı, kurallarına uymayanları cezalandırır. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="H4"><span>Düz bir çizgi halindeki ‘Mustafa’da Atatürk’ün emperyalizmle mücadelesinden hiç söz edilmiyor</span></span><span> </span><span> </span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span class="H1"><span>Filmin ana fikri yok</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>F</span><span>ilmin anlatım sanatı bakımından çok ciddi bir eksikliği var: Filmde tema (ana fikir ) yok. Tema, kural olarak, bir yargı cümlesidir. Eser temayı kanıtlamak, anlatmak için var edilir. Tema bütün esere yön verir, konuyu çerçeveler, anlatımı toparlar, sanatsal disiplin altına alır. Mustafa’da genel bir tema yok; denilebilir ki her aşamada değişen temalar, motifler var. Omurgasızlığın, dağınıklığın, eksikliklerin, iç çelişkilerin, konunun gelişip ilerleyememesinin, final coşkusuna yürüyememesinin ana nedeni bu. </span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Anlatım sanatı, kurallarına uymayanları cezalandırır.</span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Film yaklaşık 2 saat sürüyor. Dramatik çatışma içermeyen, düz bir çizgi halindeki bir filmin iki saat ilgiyle izlenmesi zordur. Oysa </span><strong>M. Kemal </strong><span>kargalarla, parasızlıkla, karanlıkla, yalnızlıkla değil; çok önemli, etkili, büyük güçlerle çatışmıştır: İstibdat, emperyalizm, komitacılık, Alman subayları, ortaçağcılık, bağnazlık, ilkellik, gericilik, yoksulluk, bilgisizlik, teslimiyetçilik, işbirlikçilik, hainlik, barbarlık, Batı karşısında duyulan aşağılık duygusu, nankörlük vb. Hiçbir aşamada bu çatışmalar yer almıyor. Hele emperyalizmden hiç söz edilmiyor. Emperyalizm yok sayılarak yakın tarihimiz nasıl anlatılabilir ve anlaşılabilir? Kimlerle mücadele ettiğimizi anlatmadıkça, mücadelenin müthişliği, zaferlerin büyük anlamı nasıl anlaşılacak? </span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Nitekim anlaşılmıyor.</span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>ÇEKİM GÜZEL AMA KONU BİR ÇİZGİ HALİNDE</span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Kısacası, filmin konusu dümdüz ilerleyen bir çizgi halinde. Dramatik anlamda ne çatışma var, ne kırılma. Bunun sonucu olarak merak da yok. Kural olarak finale doğru gelişim yoğunlaşır, hızlanır ve yükselir. Bu filmde tersi oluyor. Yükselmiyor, düşüyor ve sonunda sürünüyor. </span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>İkinci izleyişimde 200 kişilik salonda 27 kişi vardı. Kimse bırakıp gitmedi ama kıpırtılar, öksürükler, mısır yemeler, fısıldaşmalar ilginin gevşekliğini belirtiyordu. </span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Çekimler güzel, bazı yerlerde çok güzel, kurgu ustaca, teknik olanaklar akıllıca kullanılmış. Yerli, yabancı arşivlerden yararlanılarak etkili siyah-beyaz otantik filmler, fotoğraflar sağlanmış. Bu önemli, değerli bir başarıdır. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.diyarbakiradd.org/filmin-ana-fikri-yok/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yanlış, çarpıtma, sulandırma var</title>
		<link>http://www.diyarbakiradd.org/yanlis-carpitma-sulandirma-var/</link>
		<comments>http://www.diyarbakiradd.org/yanlis-carpitma-sulandirma-var/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Dec 2008 14:42:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kadro1923</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Turgut Özakman'ın Kaleminden: "MUSTAFA"]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.diyarbakiradd.org/?p=803</guid>
		<description><![CDATA[‘Mustafa’ bir Can Dündar filmi; amacı gerçeği anlatmak olan belgesele uymuyor 
Yanlış, çarpıtma, sulandırma var
- Mustafa bir belgesel film mi? 
- Hayır. Bir film bir mektuptan bir parçaya, kahramanın günlüğünden birkaç satıra yer verdiği, bazı belgesel filmlerden yararlandığı için belgesel olmaz. Bunlar küçük küçük, sevimli, ilginç, hoş süsler. Gerçek bir belgesel filmde ilke olarak yanlış, çarpıtma, gerçekleri sulandırma bulunmaz. Gerçeklerle oynanmaz. Belgesel filmin amacı gerçeği, doğruyu anlatmak, belgelemektir.  
-  Yanlış, çarpıtma, sulandırma var mı  Mustafa’da? 
-  Evet var. Olmasa 32. Gün programında söylemezdim, şimdi de bu ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="H2"><span>‘Mustafa’ bir Can Dündar filmi; amacı gerçeği anlatmak olan belgesele uymuyor </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span class="H1"><em>Yanlış, çarpıtma, sulandırma var</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Mustafa bir belgesel film mi?</strong><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>- Hayır. Bir film bir mektuptan bir parçaya, kahramanın günlüğünden birkaç satıra yer verdiği, bazı belgesel filmlerden yararlandığı için belgesel olmaz. Bunlar küçük küçük, sevimli, ilginç, hoş süsler. Gerçek bir belgesel filmde ilke olarak yanlış, çarpıtma, gerçekleri sulandırma bulunmaz. Gerçeklerle oynanmaz. Belgesel filmin amacı gerçeği, doğruyu anlatmak, belgelemektir. </span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>-  Yanlış, çarpıtma, sulandırma var mı  Mustafa’da?</strong><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>-  Evet var. Olmasa 32. Gün programında söylemezdim, şimdi de bu yazıyı yazmazdım. Sırası geldikçe bilgi vereceğim.</span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Belgesel değilse nasıl bir film?</strong><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>- Bu film kendi söyleyişiyle bir </span><strong>Can Dündar</strong><span> filmi. Diyor ki: </span><strong>“</strong><strong>Bu benim </strong><span>Atatürk’</span><strong>üm, bana ait bir Atatürk yorumu. Bunun </strong><span>‘</span><span>gerçek Atatürk</span><span>’</span><strong>e daha yakın biri olduğunu belgelerle kanıtlamaya çalışıyorum.</strong><strong>”</strong><span> ( 9 Kasım günlü Hürriyet, Pazar eki, 8. sayfa) </span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Kanıtlayabiliyor mu?</strong><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>- Hayır. Aşağıda örneklerle açıklayacağım. Can Dündar devam ediyor: </span><strong>“</strong><strong>Biri de çıkıp diyebilir ki, </strong><span>‘</span><span>Hayır, Atatürk hiç böyle bir adam değildi. Yüzlerce kişiyle birlikte yaşadı, asla yalnız kalmadı</span><span>.’</span><strong> Tamam, eyvallah, belgelerini ortaya koysun, o da Atatürk filmi yapsın. Biz de izleyelim ve tartışalım.</strong><strong>”</strong><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span class="H3"><span>ONUN BUNUN DEĞİL BİR TEK ATATÜRK VAR</span></span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Allah Allah. Atatürk ve dönemi, belgeselcilerin oyun parkı, yarış alanı  mı? Onun bunun Atatürk’ü olur mu? </strong><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>- Gerçekleri bilim ahlakı ve anlayışıyla araştırıp saptayanlar için başka başka Atatürk olmaz. Maksatlılar, niyeti bozuklar, bilgisizler, gafiller, aptallar, hainler Atatürk’ü kendilerine göre anlatmaya çabalıyorlar. Bu nedenle de başka başka Atatürkler var. Ama bunlar gerçeklere aykırı, hayali, ısmarlama, maksada göre üretilmiş gerçek dışı Atatürkler.</span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Doğrusu şudur: Doğumundan ölümüne kadar gittikçe büyüyen bir tane Atatürk vardır! Ötesi fasa fisodur. </span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Bir sanat filminde bazı yorumlara, farklı yaklaşımlara, özgün süslemelere yer verilebilir ama bu bir belgesel, yani doğruyu, gerçeği yansıtmakla sorumlu bir film. Masal değil, hikâye değil, fantazi değil, hayal oyunu değil. Bir lider ve ölen bir imparatorluk, doğan bir devlet, bir diriliş süreci anlatılacak. Böyle bir konu, yaratıcılarından hem bir tarihçi vicdanı ve bilinci, hem bir sanatçı saygısı ve duyarlığı hem de yeminli bir tanığın dürüstlüğünü ister. Mustafa filminin birçok sahnesinde bu özellikleri özlemle aradım.</span><span> </span><span>Tarih ile oyun olmaz, insanın elinde patlar. </span><span> </span><span>Hele hayatı söz konusu olan kimse bir devlet kurucu, kurtarıcı, önder, sahici bir kahraman ise, bütün ekip için gerçeğe bağlılık bir namus ve vefa borcu olur. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span class="H3"><span>EKİBİ ATATÜRK’Ü            KAVRAYAMAMIŞ</span></span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>-  Ekipten kastınız nedir?</strong><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>- Can Dündar </span><span>“</span><strong>bu benim Atatürk’üm, benim yorumum</strong><strong>”</strong><span> diyor, filmin bütün sorumluluğunu üzerine alıyor ama bu noktada Can Dündar’ı kendine karşı savunmak gereğini duyuyorum. Şöyle ki: Bu film sadece bir Can Dündar filmi değil. Çünkü Atatürk ve dönemini (1881-1938) bütün boyutları, evreleri ile kavrayacak kadar geniş ve ciddi bir araştırma yapmak ve belgelemek, kolay iş değildir. Bilen bilir, bu iş uzun yıllar, sürekli bir çaba, sağlıklı bir bakış açısı ve geniş bir kaynak birikimi ister, doğru olanla yanlış olanı birbirinden ayıracak bir ölçüye sahip olmayı gerektirir. Neredeyse ömrümü bu konuya verdim, hâlâ durmadan çalışıyor, araştırıyor, bilgimi sınamaya, genişletmeye, eksiklerimi tamamlamaya çabalıyorum. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Bu nedenle Can Dündar, haklı olarak, bir araştırma ekibi kurmuş. Öyle sanıyorum ki bu genç ekip Can’a, yeterli, sağlıklı malzeme getirmemiş. Birikimini doğru, sağlam bilgilerle genişletmemiş. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Ekibin Atatürk kim, olay ne, iyi kavradığını iddia etmek çok zor. Atatürk’e hayatı ilginç ünlü biri gibi yaklaşıyorlar. Atatürk’ün Türkiye, Müslüman memleketler, sömürgeler ve dünya için ne anlama geldiğinin sanırım pek farkında değiller. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span class="H3"><span>GÖZ BOYAMA                   KAYNAKÇA OLMAZ</span></span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Bir küçük dokunuş: Filmin sonunda yararlanılan kaynaklar listesi var. Listede </span><strong>“</strong><strong>Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele</strong><strong>”</strong><span> adlı çalışmama da yer verilmiş. Ama tek sayfasının bile okunmadığı belli. Okunsa, o yanlışlar ve eksikler filmde yer almazdı. Göz boyama kaynakça olmaz. </span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span class="H3"><span>GERÇEK DANIŞMANLARI OLSAYDI</span></span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Filmin danışmanları da, biriken malzemeyi Can’ın doğru, tarihin akışına uygun, düzeyli biçimde değerlendirmesine ve işlemesine yardımcı olmamışlar. Anladığım kadarıyla danışmanlar da bu iç içe geçmiş büyük dönemleri ve hele Atatürk’ü pek az biliyorlar. Keşke danışmanların da gerçek danışmanları olsaydı</span><span>. </span><span>Nitekim Atatürk Araştırma Merkezi’nin eleştirilerini Can Dündar değil, film ekibi yanıtlıyor. (Ntvmsnbc.com’un Mustafa filmi ile ilgili bölümünde) </span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span class="H3"><span>DESTEKLEYENLERİN DE     SORUMLULUĞU VAR</span></span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Özetle, bu film </span><strong>‘Can Dündar ve ekibinin’</strong><span> filmi. Ekibi derken yalnız araştırmacıları, danışmanları değil, filmin arkasında duran, filme destek veren kurumları da kastediyorum. Mustafa’yı destekleyen kurumlar herhalde senaryoyu okumuş, incelemiş, demek ki beğenmiş, galalar yapılarak yöneticilere, geniş bir tanıtımın yardımıyla halka, özellikle öğrencilere izlettirilmesini yararlı görmüş, sorumluluğa katılmış ve yardım etmişler. (Turkcell’in senaryoyu dikkatle inceledikten sonra, bu filmi desteklemeyi doğru bulmadığı anlaşılıyor. Can diyor ki: </span><strong>“</strong><strong>Bu filmin sponsoru  Sabancı.  Filmi bittikten sonra izlediler. </strong><strong>‘</strong><span>Var mısınız, yok musunuz?</span><span>’ </span><strong>dedim. </strong><span>‘</span><span>Şurasını beğenmedik</span><span>’</span><strong> deselerdi, filmi alıp çıkacaktım.</strong><strong>”</strong><span> (Hürriyet, 10 Kasım 2008) Yani Sabancılar filmin bitmiş halini görmüşler, beğenip  onaylamışlar.) </span><span> </span><span>Filmdeki yanlışların, çarpıtmaların, haksızlıkların altında, destekleyen kurumların da imzaları bulunuyor! Bu kurumlar yanlışları, çarpıtmaları, haksız yargıları benimseyip benimsemediklerini açıklamalı</span><span>. </span><span> </span><span>Bazı illerimizde milli eğitim müdürlüklerinin de öğrencileri filmi izlemeye zorladıkları yazılıyor. Biraz düşünen, bu zorlamanın nedenini çakar. Umarım bu haber doğru değildir.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.diyarbakiradd.org/yanlis-carpitma-sulandirma-var/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>‘Mustafa’da yeni bilgi ve belge yok</title>
		<link>http://www.diyarbakiradd.org/%e2%80%98mustafa%e2%80%99da-yeni-bilgi-ve-belge-yok/</link>
		<comments>http://www.diyarbakiradd.org/%e2%80%98mustafa%e2%80%99da-yeni-bilgi-ve-belge-yok/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Dec 2008 14:41:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kadro1923</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Turgut Özakman'ın Kaleminden: "MUSTAFA"]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.diyarbakiradd.org/?p=802</guid>
		<description><![CDATA[- Yeni belgeler, bilgiler var mı filmde? 
- Uzun yıllardır tarihimiz okullarda doğru ve yeterli okutulmuyor. Tarihimizi doğru öğrenmediğimiz, okumaya da meraklı olmadığımız için, genel izleyici bakımından birçok bilginin yeni olduğu söylenebilir. Ama bu, değerlendirme çıtasını yerden sadece bir karış yukarda tutmak demektir. Çok değil, biraz tarih bilenler için yeni bir bilgi, belge yok. Sadece iki Fransız gazetesi var. Biri hastalığından söz ediyor. Öteki Atatürk’ü diktatör olarak niteliyor. Birçok olumlu, yüceltici yabancı gazete haberi, yazı, açıklama var, ekip nedense bu yazıyı seçmiş! Filmde bu haksız nitelemeye karşı, kısa da olsa ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em>- Yeni belgeler, bilgiler var mı filmde?</em><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>- Uzun yıllardır tarihimiz okullarda doğru ve yeterli okutulmuyor. Tarihimizi doğru öğrenmediğimiz, okumaya da meraklı olmadığımız için, genel izleyici bakımından birçok bilginin yeni olduğu söylenebilir. Ama bu, değerlendirme çıtasını yerden sadece bir karış yukarda tutmak demektir. Çok değil, biraz tarih bilenler için yeni bir bilgi, belge yok. Sadece iki Fransız gazetesi var. Biri hastalığından söz ediyor. Öteki Atatürk</em></strong><strong><em>’</em></strong><strong><em>ü diktatör olarak niteliyor. Birçok olumlu, yüceltici yabancı gazete haberi, yazı, açıklama var, ekip nedense bu yazıyı seçmiş! Filmde bu haksız nitelemeye karşı, kısa da olsa bir yanıt yer almalıydı. Çünkü diktatörlük bambaşka, korkunç bir şeydir. Nitekim Can Dündar Genç Bakış programında diyor ki: </em></strong><strong><em>“</em></strong><strong><em>Fransız gazetesinin diktatör nitelemesine karşı bir duruşumuz olmalıydı</em></strong><strong><em>.”</em></strong><strong><em> (5 Kasım gecesi, Kanal D) </em></strong><strong><em> </em></strong><strong><em>Filmde böyle bir karşı duruşun zerresi yok.  Tersine, bu iddiayı destekleyen ifadeler var. Aşağıda belirteceğim.</em></strong><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><em>- O dönemde birçok yabancı yazar, düşünür, bilim adamı ve politikacının, özellikle de mazlum milletler liderlerinin Atatürk ve dönemi hakkında yazıp söylediği birçok övücü, gurur verici açıklamalar var. Neden hiçbirine yer verilmemiş de bu Fransız gazetesinin nitelemesi seçilmiş</em><em>?</em><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>- Bu soruyu Can Dündar</em></strong><strong><em>’</em></strong><strong><em>ın ve ekibinin yanıtlaması gerekecek. Düşündükçe birçok şey zihnimi kemirip duruyor. Nedensiz ne yaprak kımıldar, ne de bir seçim yapılır. Bu konuda Mustafacılara dört değerli kaynağı hatırlatmak istiyorum: Bilal N. Şimşir, Doğunun Kahramanı Atatürk; Özer Ozankaya, Dünya Düşünürleri Gözüyle Atatürk ve Cumhuriyeti; S.Çiller Atatürk İçin Diyorlar ki, Varlık Yayınevi, 1965; Atatürk</em></strong><strong><em>’</em></strong><strong><em>e Saygı, TDK, 1969.</em></strong><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><em>- Umarım okurlar&#8230;</em><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>- Bir de dayanaksız iddialar, yakıştırmalar var ki bunlara yeni bilgi demek bilgiyi aşağılamak olur. </em></strong><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><em>- Ya Atatürk</em><em>’</em><em>ün not defterleri?</em><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>-  Atatürk’ün not defterlerinden ikisi Şükrü Tezer ve Afet İnan tarafından yayımlanmıştır. Harp Tarihi Dairesi</em></strong><strong><em>’</em></strong><strong><em>ndeki not defterleri 21 tanedir. Yeni ortaya çıkmış belgeler değildir, uzun yıllardan beri biliniyor, yayımlanıyor. Meraklıları bilir. (Toplu bilgi için: Ali Mithat İnan, Atatürk</em></strong><strong><em>’</em></strong><strong><em>ün Not Defterleri, Gündoğan Y., Ankara, 1969)</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.diyarbakiradd.org/%e2%80%98mustafa%e2%80%99da-yeni-bilgi-ve-belge-yok/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Filmdeki gerçek Atatürk değil</title>
		<link>http://www.diyarbakiradd.org/filmdeki-gercek-ataturk-degil/</link>
		<comments>http://www.diyarbakiradd.org/filmdeki-gercek-ataturk-degil/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Dec 2008 14:39:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kadro1923</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Turgut Özakman'ın Kaleminden: "MUSTAFA"]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.diyarbakiradd.org/filmdeki-gercek-ataturk-degil/</guid>
		<description><![CDATA[‘Mustafa’da bir milletin kahramanının anısı ve saygınlığı yaralanıyor, incitiliyor; asıl linç bu 
Filmdeki gerçek Atatürk değil
-  Can Dündar, Hürriyet’te sayın Ayşe Arman’a şöyle diyor: “Benim bildiğim, benim okuduğum adam, bana anlatılan adama uymuyor. Benim oğluma anlatılan da benim bildiğim adam değil.” (9 Kasım, Pazar eki, 8. sayfa) Bu konuda ne düşünüyorsunuz? 
- Can Dündar’ın Atatürk’ü, Mustafa filminde anlattığı Atatürk ise, bu Atatürk’ün gerçek Atatürk’le pek az ilgisi var. Can, Atatürk ve dönemini parça parça incelemiş. Geneli görmemiş. Ormana bakmıyor, ağaç dallarıyla ilgileniyor. Mesela Atatürk’ün laiklik anlayışını  din karşıtlığı ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span class="H2"><span>‘Mustafa’da bir milletin kahramanının anısı ve saygınlığı yaralanıyor, incitiliyor; asıl linç bu</span></span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span class="H1"><span>Filmdeki gerçek Atatürk değil</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>-  Can Dündar, Hürriyet</strong><strong>’</strong><strong>te sayın Ayşe Arman</strong><strong>’</strong><strong>a şöyle diyor: </strong><strong>“</strong><strong>Benim bildiğim, benim okuduğum adam, bana anlatılan adama uymuyor. Benim oğluma anlatılan da benim bildiğim adam değil.</strong><strong>”</strong><strong> (9 Kasım, Pazar eki, 8. sayfa) Bu konuda ne düşünüyorsunuz?</strong><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>- Can Dündar</span><span>’</span><span>ın Atatürk</span><span>’</span><span>ü, Mustafa filminde anlattığı Atatürk ise, bu Atatürk</span><span>’</span><span>ün gerçek Atatürk</span><span>’</span><span>le pek az ilgisi var. Can, Atatürk ve dönemini parça parça incelemiş. Geneli görmemiş. Ormana bakmıyor, ağaç dallarıyla ilgileniyor. Mesela Atatürk</span><span>’</span><span>ün laiklik anlayışını  din karşıtlığı gibi algılıyor. Atatürk</span><span>’</span><span>ün içkisine, yalnız bırakıldığına takıntılı. Hele Cumhuriyet dönemini hiç anlamamış. Atatürk</span><span>’</span><span>ün sofracısı</span><span> </span><strong>Cemal Granda</strong><span>’</span><span>nın şişirilmiş, uyduruk anılarını ve benzeri anıları, doğru ile yalanı daha ayırt edemediği için gerçek sanıyor. Bu arada zaman zaman yeni tribünlere oynadığı izlenemini de alıyorum.</span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span class="H4"><span>ATATÜRK’Ü PSİKOLOJİSİYLE ANLATMAK</span></span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Bir de şu var: Atatürk</span><span>’</span><span>ü psikolojisi ile anlatmak istiyor. Yararlı bir yaklaşım. Ama bunu bir psikolog ya da ciddi bir hobi olarak psikolojiyi seçmiş olan biri yapabilir. Can psikoloji bilmiyor. </span><strong>Vamık D.Volkan</strong><span> ile </span><strong>Norman İtzkowitz</strong><span>’</span><span>in yazdığı</span><span> </span><strong>Ölümsüz Atatürk</strong><span> adlı kitaptan yararlanmış. Kitabı çok başarılı buluyor. (Hürriyet, 10 Kasım, s. 6) Bir psikoloğumuz bu kitabı inceleseydi şaşırtıcı, akıl karıştırıcı, bilimselliği çok şüpheli, Atatürk</span><span>’</span><span>ü acayip kalıplarla çözümlemeye çalışan, tuhaf, esrarengiz bir kitap olduğu açığa çıkardı. Atatürk</span><span>’</span><span>ü anlamak için başvurulacak bir kitap olmadığını söyleyip bu konuyu kapatacağım. </span><span> </span><span>Psikoloji, amatörler için çok kaygan, karmaşık bir alandır. İnsanı gülünç eder. Dikkat! </span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Bu kitabın etkisiyle Can diyor ki: </span><strong>“</strong><strong>Babasız büyümek, bir ülke için baba figürüne dönüşmenizde etken olabilir.</strong><strong>”</strong><span> (Hürriyet, 10 Kasım, s. 6)  Söz konusu kitapta işte buna benzer birçok yakıştırma var. Mesela Atatürk</span><span>’</span><span>ün yurtseverliği şöyle anlatılıyor: </span><strong>“</strong><strong>M. Kemal anasına duyduğu sevgiyi, anasının ölümü üzerine vatanına yöneltmiştir.</strong><strong>”</strong><span> (Bağlam Y., 1998, s. 290)   Nasıl? Ne kadar bilimsel değil mi?) </span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Atatürk</span><span>’</span><span>ü anlamaya, anlatmaya, açıklamaya, çözümlemeye çalışan birçok dürüst, doğru, değerli çalışma var. Can bunlardan yararlanmak yerine bu komik kitaba takılıp kalmış. (Kendisine aydınlatıcı, dürüst, baba bir kitap tavsiye edeyim: Prof. Dr. Şerafettin Turan, Mustafa Kemal Atatürk, Bilgi Yayınevi, Ankara, 2004) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span class="H3"><span>OĞLUNUN ATATÜRK’Ü   GERÇEĞE DAHA YAKINDIR</span></span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Bu nedenlerle filmde ortaya değişik bir Atatürk çıkmış. Ben oğlunun bildiği Atatürk</span><span>’</span><span>ün -bilgisini koruyorsa- gerçek Atatürk</span><span>’</span><span>e daha yakın olduğuna inanıyorum. Çünkü özellikle sevgili, sayın öğretmenler  Atatürk</span><span>’</span><span>ü saygıyla, özenle, ona yaraşır, yakışır bir dille  anlatıyorlar. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Ne yapacaklardı yani? Öğrencilerine, Atatürk</span><span>’</span><span>ü, filmdeki gibi özetle, </span><strong>‘</strong><strong>içkici, kadına düşkün, yalnız bırakılmış, arkadaşsız, diktatör, unutulmaktan ödü patlayan, </strong><span> Mussolini</span><span>’</span><strong>yi çağrıştıran, emeklilik psikozu içinde birtakım işlere kalkışan bir adamcağız</strong><strong>’</strong><span> diye mi anlatacaklardı</span><span>? </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Bu mudur Atatürk?</span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>İnsaf! </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>ATATÜRK’Ü HİÇ </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span class="H3"><span>ANLAMAMIŞLAR</span></span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Can Dündar da, ekibi de, danışmanları da, bence Atatürk</span><span>’</span><span>ü hiç anlamamışlar. Atatürk olgusunun yüzeyinde, uzağında kalmışlar. Bilgi yetersizliğinden kaynaklanan bazı önyargıları var ve bütün filmde hiç sevgi yok.</span><span> </span><span>Büyük insanlara meraklı komşu gibi, paparazzi gibi, hele softa gözüyle bakılamaz. Can nerede durduğunu, kendisini savunan ve alkışlayan bazı kalemlere bakarak kavrayabilir.</span><span> </span><strong>Fatih Sultan Mehmet,  Kadırgalı Abdullah Molla</strong><span> anlatılır gibi anlatılamaz.Tersi de olmaz. Biçim öze uymalı. Bu kural anlatım sanatının temel kuralıdır. </span><span> </span><span>Ayrıca takt diye bir şey vardır ki Türkçeye denlilik, incelik diye çevrilebilir. Bu yazık ki genç kuşakların örneğini pek az gördükleri bir tutum. Bir şeyi incelikle anlatamıyoruz. Kabalık yaygınlaştıkça yaygınlaşıyor. Oysa bilginin üslubu nazik, sesi sakindir. </span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Can Dündar  Atatürk</strong><strong>’</strong><strong>ün Armstrong</strong><strong>’</strong><strong>un Bozkurt kitabını hoşgörüyle karşıladığını anlattıktan sonra genele seslenerek diyor ki: </strong><strong>“</strong><strong>Böyle hoşgörülü Atatürk</strong><strong>’</strong><strong>ten  siz sansürcü, ceberut bir portre yaratmışsınız ve bize onu yutturmaya çalışıyorsunuz. Ben o Atatürk</strong><strong>’</strong><strong>ü benim liderim saymıyorum. Ben kendi tanıdığım lideri anlatmaya çalışıyorum.</strong><strong>”</strong><strong> Siz ne diyorsunuz?</strong><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span class="H3"><span>ATATÜRK HİÇ CEBERUT DİYE NİTELENMEDİ </span></span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>- Sansürcü Atatürk ne demek anlamadım. Lafın gelişi söylemiş olmalı. Ceberut Atatürk</span><span>’</span><span>e gelince: Hiçbir uygar, vicdanlı, sağduyulu, gerçeğe saygılı  insan, Atatürk</span><span>’</span><span>ü ceberut diye nitelememiş, tanıtmamıştır. Şimdi de Atatürk</span><span>’</span><span>ü öyle anlatan ciddi, gerçekçi tek bir inceleme, araştırma, hikâye yok. Kimse Atatürk</span><span>’</span><span>ü Can</span><span>’</span><span>ın iddia ettiği gibi </span><strong>‘</strong><strong>ceberut diye yutturmaya</strong><strong>’</strong><span> kalkışmıyor. </span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Atatürk</span><span>’</span><span>ü yakından tanıyan birçok kimse anılarını yazarak Atatürk</span><span>’</span><span>ü anlatmıştır. Birkaçı</span><span>: </span><strong>Yunus Nadi, Falih Rıfkı Atay, Y.Kadri Karaosmanoğlu, Ruşen Eşref Ünaydın, Kılıç Ali, Salih Bozok, M. Müfit Kansu, Ali Fuat Cebesoy, İsmet İnönü, Celal Bayar, Damar Arıkoğlu, Fahrettin Altay, Hasan Rıza Soyak, Hüsrev Gerede, Kazım Özalp, Afet İnan, Sabiha Gökçen, Süreyya Ağaoğlu, Y. Kemal Tengirşenk, Aralov, J. Grew, Madame Gaulis, General Sherill</strong><span> vb&#8230; </span><span> </span><span>Hiçbirinde Atatürk ceberut olarak anlatılmaz, anılmaz, ima bile edilmez. Hiçbir okul kitabında da böyle bir niteleme yoktur. Çünkü Atatürk ceberut değildi. (Ceberut=acımasız, zorba)</span><span> </span><span>Can</span><span>’</span><span>ın </span><strong>‘</strong><strong>ceberut Atatürk</strong><strong>’</strong><span> iddiasının ciddi bir dayanağı yok. Kendi ileri sürüyor, kendi karşı çıkıyor. Gölge boksu yapıyor. </span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Atatürk</strong><strong>’</strong><strong>ün ceberut olduğunu yazmaya yeltenen hiç kimse yok mu?</strong><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>- </span><span>İstisnasız kural olur mu? Birkaç kişi var.</span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Kimler?</strong><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>- Bunlar Can Dündar</span><span>’</span><span>ı ve Mustafa filmini alkışlayanlar arasında yer alıyorlar. Atatürk</span><span>’</span><span>e, </span><strong>“</strong><strong>Diktatör, bütün yetkileri elinde topladı, söylediği kanundu, muhaliflerini temizledi</strong><strong>”</strong><span> filan diyen, </span><strong>Mussolini</strong><span> gibi kepaze bir adamı anıştıran da Can Dündar</span><span>’</span><span>ın kendi ve ekibi. Filmde bir iki sahne dışında, Atatürk</span><span>’</span><span>ün büyük, güzel özelliklerini anlatan, yansıtan bir hava yok. Ne kadar sevgisiz bir işleyiş. Film gittikçe karamsarlaşan, olumsuzlaşan, durgunlaşan bir havayla sürüyor, final tüy dikiyor. </span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span class="H3"><span>YAPTIĞI İLE SÖYLEDİKLERİ BİRBİRİNİ TUTMUYOR</span></span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>Can</span><span>’</span><span>ın yaptığı ile söyledikleri birbirini tutmuyor. Şimdiye kadar, birkaç dinci ve Armstrong</span><span>’</span><span>dan başka hiç kimse Atatürk</span><span>’</span><span>ü, Mustafa filmi gibi anlatmadı. Resmi anlatımın gölgesinde kalmayayım derken, gerçeğin çok dışına, uzağına düşülmüş. Bu asla unutulmayacak bir talihsizlik. </span><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>- Can Dündar Atatürk</strong><strong>’</strong><strong>e sansür uygulandığından yakınıyor&#8230;</strong><span> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span>- Atatürk</span><span>’</span><span>ü sansürlemek akla ve ahlaka aykırı bir şey. Ama koca bir hayatın içinden cımbızla birkaç cümle, birkaç ayrıntı seçip de bunları bir karakterin anahtarı diye ileri sürmek de sansür kadar akla ve ahlaka aykırı bir davranış olur. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.diyarbakiradd.org/filmdeki-gercek-ataturk-degil/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
