Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey | Diyarbakır ADD
Anasayfa » Şehitlerimiz

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey

11 Ekim 2008 137 defa okundu 1 Yorum

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey I. Dünya Savaşı sonrasındaki Mütareke döneminin işgal altındaki İstanbul’unda, işgal güçlerin, Ermeni azınlığın ve bir kısım bürokrasinin işbirliği ile I. Dünya Savaşı sırasındaki Ermeni tehcirleri esnasında yaşananlar için bir sorumlu arayışına girdikleri bir dönemde yargılanarak idam edilmiş bir mülki amirdir. T.B.M.M.’nin 14 Ekim 1922′de çıkardığı özel bir kanunla ilk ‘Milli Şehit’ ilan edilmiş, ve zaman içinde, zor şartlarda görev yapan yerel mülki amirin sembolü ve kahramanı haline gelmiştir.

Bugün Yunanistan sınırları içinde bulunan Yenişehir’de doğmuş ve I. Dünya Savaşı yıllarında Boğazlıyan Kaymakamı ve Yozgat Mutasarrıf Vekili olmuştur.
Kemal Bey, Ermeni tehcirinde görevini kötüye kullanarak ölümlere sebep olduğu iddiasıyla, idamla yargılanmıştır. İşgal şartlarında cereyan eden mahkemede, çoğunluğunu Ermeni komitecilerin teşkil ettiği ve İngiliz Yüksek Komiserliği’nin ve Rum-Ermeni Şubesinin temin ettiği birçok yalancı şahit çıkarılarak, akıl ve mantığın kabul etmediği bir sürü suç uydurulmuştur.
Mahkemede sanık sandalyesinde bulunan ve avukatlığını Saadettin Ferit Bey’in yaptığı Kemal Bey’in savunması ise tarihe geçmiştir:
Düne kadar hakimler heyeti halinde olan sizler, şu dakikada bir tarih mahkemesi sıfatını almış bulunuyorsunuz. Ermeniler tarafından öldürülen dindaşlarının ve soydaşlarının matemi Müslümanların yüreklerinin sızlattığı ve her gün gelen kara haberlerin halkı tahrik etmekten geri kalmadığı malumdur. Ermeniler ise, Rus Ordularının kah önüne geçerek, kah arkasında kalarak, ekseriya memleketin asker kuvvetinden mahrum kalmasına güvenerek facialar meydana getirmekten çekinmiyorlardı. Yozgat Vilayeti dahilinde sevk edilen bazı Ermeni - Muhacir kafilelerine, Ermenilerin Müslümanlara reva gördükleri facialara şahit olmuş, bazı asker kaçaklarının tecavüzü ihtimal dahilindedir. Ancak, savaşta yenilişimizin aleyhimizde meydana getirdiği hezeyanı durdurmak maksadıyla iddia makamının da isteği üzerine, kurbanlar verilmesi bir siyaset icabı sayılıyorsa, bu kurban, ben olamam. Siz kurban seçmekte değil, ancak hak ve adaletle hüküm vermek vicdani görevini taşıyan bir yüksek heyetsiniz. Mutlaka kurban aranıyorsa, herhalde bu işlerin tertipçisi ve idarecisi olarak benim gibi küçük bir memur bulunacak değildir.
Getirilen şahitlere ise şu şekilde cevap vermiştir:
Hepsi yalandır, uydurmadır. Reis Paşa, ben ne bunların söyledikleri Keller köyüne gittim ne de oradan geçtim. Burada vuku bulduğunu iddia ettikleri cinayetlerden de haberim yok. Hele parmaktan çıkmayan yüzüğü almak için kol kesmek; rica ederim. Bu vahşeti kim yapar? Bu derece şem’i bir işi yapacak bir insan tasavvur edemiyorum. Esasen, birini ispat edemezler. Çünkü, hepsi iftiradan ibarettir. Benim haberim olmadan bir şey olmuşsa bilemem. Fakat bu ana kadar bu mevzuda hiçbir şikayetçi gelmemiştir. İlk defa burada Mahkeme huzurunda bu şikayetlerle karşılaşıyorum.
Mahkeme bu şekilde devam ederken, İngilizler ve Ermeniler Kemal Bey’in asılması için Mahkeme Başkanı Hayret Paşa’ya baskı yaptıklarından, Hayret Paşa istifa etmiş yerine “Nemrut” lakabıyla anılan Mustafa Paşa getirilmiştir. Mahkeme sonradan bu hakimin adı ile özdeşleşecek ve “Nemrut Mustafa Divanı” veya “Kürt Mustafa Divanı” şeklinde hafızalarda kalacaktır.
Nemrut Mustafa önceden verilmiş bir emri yerine getiren bir memur tavrıyla mahkemeyi sonuçlandırarak 8 Nisan 1919′da Kemal Bey’i idama mahkum eder. Önceden hazırlanmış olan bu idam kararı tasdik edilmek üzere saraya gönderilir. Padişah VI. Mehmet Vahdettin, “Damat Ferit Paşa Millet ile Padişah arasına siyah bir perde çekti” diyerek, bu kararı imzalamaz. “İş intikam ve bilahare mukatale şeklini alabilir. Yolun şimdiden önünü kesmek üzere fetva-yı şerife talebine mecbur oldum” der. Seyhülislam Mustafa Sabri “Divan-Harb-ı Örfi tarafından idama mahkum edilen Kemal’ın mahkemesi hak ve adle muvafık bir surette icra edilmiş olduğu takdirde, hakkında sadır olan hükm-i idamın derun-i varakada muharrer fetva ve mükul-i şer’iyeye muvafık olduğu veraste-i arzdır” şeklinde bir fetva verir.
Cezası infaz edilmek üzere İstanbul’a getirilmiş olan Mehmet Bey, Bekirağa Bölüğü’nden alınarak cezasının infaz edileceği yer olan Beyazıt Meydanı’na getirilir. Kemal Bey’in asılacağını duyan İstanbullular Beyazıt Meydanı’ndan toplanırlar. Kemal Bey’e idam sehpasının önünde son sözünü ne olduğunda, o halka şöyle der:
Sevgili vatandaşlarım, Ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben masumum. Son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun adalet! Benim sevgili kardeşlerim, asil Türk Milletine çocuklarımı emanet ediyorum. Bu kahraman millet, elbette onlara bakacaktır. Allah, vatan ve milletimize zeval vermesin. Amin. Borcum var, servetim yok üç çocuğumu, millet uğruna yetim bırakıyorum. Yaşasın Millet…
Kemal Bey’in idam hadisesi, İngilizlerin hiç beklemediği şekilde büyük tepki ile karşılanır. Kemal Bey’in cenazesi vasiyeti üzerine, Kadıköy Kuşdili Çayırı’ndaki oğlunun mezarı yanına gömülmesi için, ailesine teslim edilir. Kadıköy’de büyük bir cenaze töreni yapılır. Tabut, Karaköy İtfaiye Karakolu önünden geçerken bir manga asker bayrağı yarıya indirerek selam durur. Alışılmışın dışında, tabut eller üzerinde defnedileceği yere kadar götürülerek, 10 Nisan 1919 Perşembe günü akşam üzeri toprağa verilir.
Kemal Bey’in üzerinde çıkan vasiyeti tarihe bir belge olarak kalacaktır.
Merhum sevgili oğlum Adnan’ın medfun bulunduğu Kadıköy Kuşdilli Çayır’ndaki kabristanda yavrumun yanına gömülmemi diliyorum. Teyzem ve kardeşim Kadıköy’ünde sakindirler. Teyzemin adresi Mühürdar Caddesinde 67 numaralı hanedir. Adı İsmet Hanım’dır. Defin masrafı teyzeme tevdi buyurulmalıdır. Kabir taşım, hamiyetli Türk ve Müslüman kardeşim tarafından dikilmeli ve üstüne şöyle yazılmalıdır: Millet ve Memleket uğruna şehit olan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal’in ruhuna fatiha. Perişan zevcem Hatice’ye, yavrularım Müzehher ve Müşerref’e muavenet edilmesini, yavrularımın tahsil ve terbiyesine ihtimam buyurulmasını vatandaşlarımdan beklerim. Babam, Karamürsel Aşar Memur-u Sabıkı Arif Bey de acizdir. Kardeşim Münir de kimsesizdir. Bunlara da muavenet olunursa, memnun olurum. Türk Milleti ebediyyen yaşayacak, Müslümanlık asla zeval bulmayacaktır. Allah, millet ve memlekete zeval vermesin. Fertler ölür, millet yaşar. İnşaallah Türk Milleti ebediyete kadar yaşayacaktır. (30 Mart 1335 Boğazlıyan Kaymakam - Sabıkı Kemal)
Türk milleti onu unutmamıştır. Mustafa Kemal, şehit kaymakamın çocuklarını evlat edinmek istemişse de gümrük memuru emeklisi Arif Bey torunlarından ayrılmak istememiştir. BMM 14 Ekim 1922′de çıkardığı özel bir kanunla Kaymakam Kemal Bey’i “Milli Şehit” olarak kabul etmiş, Beşiktaş’ta dört daireli bir apartman, Beyoğlu’nda bir ev ve kayd-ı hayat şartıyla tüm çocuklara maaş olarak bağlanmıştır. Çoçuklarından Müşerref Hanım bugün 93 yaşında ve İzmir’de yaşamakta.

1 oy2 oy3 oy4 oy5 oy (1 kişi oyladı, ortalama: 4.00 5)
Loading ... Loading ...


1 Yorum »

  • osman karaca said:

    ÖZÜR DİLİYORUM
    Durup dururken bu özürde nereden çıktı diye düşündüğünüzü biliyorum. Özür dilemek erdemdir, hatayı kabullenmek bir daha aynı hataya düşmemek için bir pişmanlık ifadesidir.
    Neticede hepimiz insanız, herkes hata yapabilir, önemli olan hatalardan ders çıkarıp bir daha benzer suçu, kabahati işlememektir.
    Özür diliyorum kelimesinin asıl sebebi ise bazı kişilerin kendini sözde aydın kimli adı altında ermeni lobiciliğine soyunmasıyla başlayan yeni bir kampanyanın sloganıdır. Bu sözde aydınlar Türk olmaktan gurur duyacağı yerde kimliğinden utanan, Ecdadının maruz kaldığı katliamları, tecavüzleri unutan bu sefiller kendilerini bile aydınlatamazken şimdilerde özür diliyoruz adıyla yeni bir oyun sergileyerek gerçek kimliklerini de ortaya çıkarmaktadırlar.
    Ülkemiz insanlarının paralarıyla biti kanlanan bu kişiler bazı hainlerle işbirliği yapıp Ülkemize diyet ödetmeye kalkan Avrupa kendisinin bile inanmadığı sözde soykırım yalanına şimdilerde sponsorluk yapıp sözde aydınlar aracılığıyla kendi içimizden vurmaya çalışıyor.
    Kimliksiz kişiliksiz bu kişilerin aydın kimliğine azda olsa katkım olduğundan, bu kişilerin zırvalarına göz yumduğum için çocuklarımdan özür diliyorum.
    Ailemden özür, Memleketimden, özür diliyorum,
    Tarihe şanla, Şerefle adlarını yazdıran bizler için gözünü kırpmaksızın canlarını feda eden tüm ecdadımdan özür diliyorum.
    Üç Çocuğumu Milletime emanet ediyorum diyerek idam edilen
    İngilizlerin oyunuyla Ermenilere Kurban verilen Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal beyden ve Çocuklarından Özür diliyorum. Düşmanını tanımayan tedbirini alamaz! Maalesef içimizdeki bu hainleri tanıyamadık gerçek yüzünü ortaya çıkaramadık. Ermenilerin geçmiş tarihte yaşattığı o acıları yeterince milletimize anlatılmadığından olsa gerek ki şimdilerde bir ermeni sevdasıdır aldı başını gidiyor.
    Bu sözde aydınlar kimiz zaman hepiz ermeniyiz diye meydanlarda haykırıyor kimi zaman da bu gibi faaliyetleriyle sponsorluk görevini yerine getiriyorlar.
    Onlar neden çıkıp da hepimiz “Artin penik” iz demiyorlar? çünkü o ermeni asıllı gerçek bir Türk vatandaşıydı. O gerçek bir aydın gerçek bir kahramandı.
    Allah Rahmet eylesin mekânı Cennet olsun.
    Zaman zaman Gazilerin cephe hatıralarını kaleme alıyor onların kahramanlıklarının unutulmaması için siz değerli okurlarımla paylaşıyorum.
    Elbette ki bu hikâyeleri kafamdan uydurmuyor köy köy, kasaba kasaba dolaşıyor kimi zaman bir hikâyeyi ortaya çıkarmak için il il dolaşıtığım bile oluyor tek amacımız bu hayat kırıntılarını gelecek kuşaklara aktarmak o kahraman ecdadımıza bir Rahmet okutmak.
    Bir Gazinin hayat hikâyesini dinlerken Kazım Karabekir Paşayla yaşadığı anısını şöyle anlatıyorlardı.
    Doğu illerimizin birinin kurtuluşunda şöyle bir hadise meydana geliyor, Şehir düşman işgalinden kurtulmuş Halk Kazım Karabekir Paşanın etrafında pervane oluyordu.
    En çok zulme maruz kalan kadınlar olduğundan olsa gerek Kazım Karabekir Paşanın ayaklarına kapanıyorlar Paşam kurtarın bizi diyerek yalvarıyorlardı.
    Paşa ise kendinden emin bir halde “Bugün sizin kurtuluş gününüz bir daha buralara düşman ayağı değmeyecek” diyerek yemin ediyordu. Kadınlar siyah çarşaflar içinde “Paşam Karnımızda o kafirlerin piçlerini taşıyoruz ne olun kurtarın bizi” diyerek çarşafın altından karnındaki bebeği gösteriyor biryandan da hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı.
    Bu olay üzerine bir subay görevlendiriliyor şehirde ne kadar hamile kadın var ise bunları şehir dışında bir yerde topluyor çocuk denilecek yaştaki genç kızlarında çoğunlukta olduğu 300 den fazla hamile kadını görünce hayrete düşüyordu.
    Kazım Karabekir Paşa hemen kısa yoldan çözüm bulmak zorunda olduğunu fark edip orada bulunan kadınlara şöyle sesleniyor “Bacılarım; karnınızda taşıdığınız çocukları aldırmak isteyenler sağ tarafa ayrılsın, Doğurmak isteyenler yerlerinde kalsın” diyor. 250 den fazla kadın doğurmak istemedini beyan ederek ayrılmıştı.
    50-55 kadın yerlerinden bile kımıldamadı. Emir subayını yanına çağırarak kulağına bir şeyler fısıldadı. Emir subayı yanına 10 kadar asker alarak yerlerinden ayrılmayan kadınlarla birlikte Ermenistan sınırına doğru yola koyuldular, bir hayli uzaklaşmışlardı ki Kazım Karabekir Paşa tekrar orada kalan kadınlara şu konuşmayı yaptı “Kardeşlerim; Şu kesin olarak anlaşılıyor ki sizler birer savaş mağdurusunuz, gidenler ise ermenilerle kendi rızasıyla beraber olanlardır. Onların doğuracağı çocuklardan da kendilerinden de bu Vatana hayır gelmez, fakat sizin durumunuz farklı.
    Bir çoğunuzun doğurmak üzere olduğunu görüyorum, biz ermeni değiliz ki Çocuk katledelim.
    Biz Türk milletiyiz, bu sabilerin vebalini ben taşıyamam, şunu bilmenizi isterim ki karnınızda taşıdığınız sabiler sizinde çocuklarınız, sizinde canınızdan bir parça, onlar doğduğunda öz evladınız gibi bağrınıza basıp Türk evladı olarak büyüteceksiniz”, diyerek başka isteklerinin olup olmadığını sorarak herkesi evlerine yolladı.
    Bu olay tüm çıplaklığıyla her şeyi ortaya koymaktadır.
    Sayın Paşam sizden de özür diliyorum.
    Bu hikâyeleri daha geniş kitlelere duyuramadığım için daha fazla okuyup sözde aydın geçinenlere bu meydanları boş bıraktığım için, Avazım çıktığınca “Hepimiz Türk’üz,” diye o meydanları titretemediğimiz için Özür diliyorum.

    Osman Karaca
    BİR ŞEHİDİN VASİYETİ ve SON SÖZLERİ

    “Sevgili vatandaşlarım, Ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben masumum. Son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun adalet”

    KAYMAKAM KEMAL BEYDEN KİM ÖZÜR DİLEYECEK?

    Sözde Aydınlara, Ermenilerden özür dileyerek ABD’nin AB’nin yapamadığı sözde soy kırım yalanına kendi içimizde büyüttüğümüz ermeni yandaşları yapmaya kalkışmışlardır.
    Şimdi buna verilecek en güzel cevap;
    Ermenilere kurban verilen Şehit Kaymakam Kemal Beyin hayatının TRT tarafından Filme alınmasını istiyoruz.

    Lütfen Gerçek Türk Aydınları bu kampanyaya destek versin Gazete ve Web sitelerinde bu haberi duyursun

Lütfen konuyu yorumlayın!

Yorumunuzu aşağıya yazın, ya da geri izleme aracını kendi sitenizden bize linkleyerek verin. Ayrıca yorumlarınızı RSS yoluyla da yapabilirsiniz

Dikkatli dil kullanın, konu içeriğine uygun yazın. Aynı içerikten defalarca gönderimde bulunmayın.

Bu etiketleri kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Yorumlarınızda Gravatar görseli kullanmak istiyorsanız lütfen kayıt olun.Gravatar.